ADALETLİ OLABİLMEK
Doğruluğa gerçekten inanan, adaletin kaçınılmaz bir sonuç olduğunu bilir. Adaletin kaçınılmazlığı, onun eninde sonunda kendi gerçekliğine kavuşacağının ispatıdır. Adalet kendi gerçekliğine kavuştuğu an, haklının üstünlüğü ile haksızın acizliği tam manası ile ortaya konulur. Bu, eninde sonunda gerçekleşecek bir süreçtir. Hayat yanlış ile doğruyu bir gün illa ki ayırt edecektir. Buna yürekten inanan ise, adaletin gerçekliğinin ve koşulsuz üstünlüğünün farkında olandır. İşte bu inanç, o insanın hayat içerisinde birilerine haksızlık yapmasına asla müsaade etmez. Hayatında adaletin üstünlüğüne gerçekten inanan insan, asla ona aykırı davranamaz. Çünkü o, haklı ve haksızın bir gün mutlaka yerini bulacağını yürekten kabul eder. İşte gerçek manada adaletli insan budur. Öyle ki o, hayatın değişiminde anlık gelişmelere bakmaz. Her şeyin sonunda hakkını alacağını bilecek akılda ileri görüşlü, o anı bekleyecek güçte de sabırlıdır. Ve o aslında adalete sadece inanmakla kalmaz. Aynı zamanda onun varlığının devamlılığı ve gerçekliğinin pekişmesi için de çabalar. Adaletli davranmak, sadece doğru olmak anlamına gelmez. Aynı zamanda doğruluğun varlığını da destekleyecek şekilde yaşamak demektir. Bu da aslında hayatın varlığını iyi yönde etkilemekle olacak iştir. İyiliği artırmak, kötülüğün varlık şansını azaltmayı sağlar. Böylece adaletli bir hayatın yaşanabilmesi için daha uygun bir zemin hazırlanmış olur. Yani adaletin gerçekliğini pekiştirmek için, hayata karşı faydalı işler yapmak şarttır. Fayda verme gereği, adaletin gerçekliğine olan inanç ve bağlılıktan kaynaklanmalıdır. Adaletli insan iyiliğin asıl üstünlük olduğunu bilir. Adaletin, iyiliğin sağladığı imkânlarla ayakta durabileceğinin farkındadır. Zira ancak iyi insanlar tam manası ile adaletlidirler. Ve adaletli olmak, kesinlikle kötülük yapmaya müsaade etmez. Adalet için, ön koşul iyi olmaktır. İyiliğin kuralları vardır. Onu yaşayabilmek için akıl ve güç gerekir. Bu ise erdemli bir insan olabilmenin tarifidir. Erdemli insan, iyi olanın koşulsuz üstünlüğünü kabul eder. Ve iyiliği kendi gerçekliğinden daha üstün görür. Ve sonuçta zarar göreceğini bilse de iyilikten vazgeçmez. Böylelikle de gerçek manada adaletli davranmış olur. Adaletli kişi artık doğruluğundan taviz veremez. Ve aslında hiç kimseye kötülük edemez. Çünkü ona karşı yapılmış olan kötülüğün karşısında ezilmez. Öyle ki buna misliyle dahi yanıt verme gereği duymaz. Çünkü o iyiliğe gerçekten inanır. İyiliğe gerçekten inanan, onun herhangi bir sebepten kötülüğe dönüşmesine müsaade etmez. O, hayatın içerisindeki sonsuz adaletinin farkındadır. İyi olanın haklılığı ile kötünün haksızlığının bir gün mutlaka tam manası ile yerini bulacağını bilir. Böyle bir bilinçte olanlar, hayatta hep faydalı işler yapmak isterler. İyilik de kötülük de aslında bir yolda ilerlemektedir. Ve asıl mana, onların bir yöne doğru ilerlemekte olduklarını fark edebilmektedir. Sonuçta yol değişkendir. Yolcu da gittiği yola benzer. Ama en sonunda herkes hak ettiği yeri mutlaka bulur. Bu, hakkın ve haksızlığın eninde sonunda karşılığını bulacağı gerçeğinden başka bir şey değildir. İnsan bu sebepten akıl sahibidir. Aklı ona seçim şansı tanır. Yanlışı seçerse yanlış, doğruyu seçerse de doğru olur. Seçim ona aittir. Sonucunda başına gelen de aslında onun sorumluluğundadır. Yani onun hakkıdır. Ve o, bu gelişimin değişimi ile hakkını bulur. İyiliğin sonsuz üstünlüğüne inanan, onu karşılıksız bir şekilde yapabilme erdemine ulaşır. Öyle ki bu akıl, o insanda hayata her şekilde fayda verebilme gereğini var eder. O, adalete ve adaletin zorunlu kıldığı iyiliğe yürekten inanır. Ve bunun sonucu olarak da hayatında hep herkes için faydalı işler yapabilme gereği duyar. Adaletin temeli iyiliktir. Gerçek manada adaletli olabilmek için iyiliğin sonsuz üstünlüğünün bilincinde olabilmek şarttır. İyiliğin sonsuz üstünlüğü bünyesinde doğruluk, dürüstlük ve bunları yaşayabilecek kadar da güçlülük barındırır.