Uzunluğu : 66 cm Yayla çalınan telli bir çalgıdır.
Notası, üçüncü çizgi Do (kalın seslerde) ve ikinci çizgi sol (ince seslerde) açkısı ile yazılır.
Orkestralarda, genel olarak iki partisi bulunur.
Solo ve eşlik görevi verilir (özellikle eşlik çalgısıdır).
Boğuk ve sevdalı ses renginin tokluğu ve sıcaklığıyla özel bir karakter taşır.
Ses telleri: Do, Sol, Re, La olarak akort edilir.
Ses dizisi genişliği :

Viyola çalmak demek, biraz büyükçe bir keman çalmak demektir. Bu nedenle, çocuğun doğrudan doğruya viyolaya başlaması değil, önce keman sonra viyolaya geçmesi düşünülmelidir. Viyolada kemandan daha çok parmakların aralarını açmak gerektiğinden, kemandan sonra buna alışılacağı akla en yakın olanıdır. Kemanda aranılacak bütün nitelikler, viyola için de söz konusudur. Viyola çalmak için bünyenin yeterli derecede dayanıklı olması gerekir. Kemandan daha yorucu olduğu için, başlangıç yaşını onbeşten aşağıya indirmemek yararlı olur. Bu yaşa kadar keman çalması, iyi bir viyola calicisi olmak isteyenlerin gideceği en doğru yoldur.
Yaylı çalgılar içinde kemandan sonraki en önemli yer viyolanındır. Daha çok eşlik görevi verilir, az olarak ta solo kullanılır. Alto ve tenordaki ezgiler viyolalara verilir. Büyük ve geniş ezgiler viyolalara, keman ve viyolonselden daha az verilir. Bunun nedeni, viyolanın tınlayışının az olması, dolayısıyla kısa motiflere ve karakteristik cümlelere uygun gelmesi, bir de orkestrada az sayıda olmasıdır. Birçok durumlarda viyolaya verilen ezgiler, diğer yaylı veya tahta çalgılarla katlanır.
Viyola için Gevaert: "Erkek sesiyle kadın sesi arasında olan viyolanın, hemen hemen hakkında bir karara varılamayacak kadar karışık bir karakteri vardır. Boğuk olan sesi, sevdalıdır. Viyola ıstırabı, kederi ve duygunun düşkünlüğünü anlatıma yarar. Bununla beraber, viyola ile etkisi anlaşılabilecek ayırtılar elde edilebilir, iki ince kirişler, sertliğe kadar gidebilen, etkili bir titreşime maliktirler...Diğer iki kiriş üzerinde viyolanın sesi, karanlık ve sert bir anlatıma maliktir ki, bu durum korkunçluğa kadar gidebilir" diyor.
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : müzik
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Gitarın ilk atası Orta Asya'da yapılmış olan uddur. İlk başlarda ud gibi olurken Orta Asya'dan göç edip Avrupa'ya giden Orta Doğu Türkleri udu değiştirip başka bir hal almasına neden olmuştur. Gitarın ilk örnekleri İspanya'da ve parmakla çalınırdı.Daha sonra gitara 5 tel takıldı, daha önce sayısı az olan perdeler 10'a çıkarıldı. Teller pesten tize doru "la-re-sol-si-mi" olarak akortlanmaya] başlandı. 18.yy'ın sonlarına doğru pes tarafa kalın bir "mi teli" daha eklenerek tel sayısı 6 ya çıkarıldı.

Daha sonra 19. yy. ortalarında Antonio de Torres enstrümana yeni bir biçim verdi. Enstrümanı daha belirgin bir hale getirdi (büyüttü ). Vidalı burgular takıldı; saptaki perde sayısı (fret arttı; sesi güçlendi, göğüs içindeki balkonlar tek bir merkezden çıkan seslere daha net yön verir oldu.

Daha sonra da gitar şekil olarak değişimlere uğradı. Folk ve caz müziğinde kullanılan gitarlara çelik teller takıldı. 1920 yılında elektro gitar doğdu. Elektro gitar sayesinde gövde rezonans kutusu olmaktan çıkmış enstrümanla dinleyici arasına, amplifikatör denen elektronik bir yükseltici girmiştir. Elektronik gitar doğduktan sonrada Gitarın çeşitleri artmaya başlamıştır.Kendi üzerinde Amplifikatör bulunduran gitarlar,12 telli gitarlar, çiftli gitarlar(üstte 12 telli altta 6-7 telli), 7 telli gitarlar, perdesiz gitarlar, Headless(kafasız) gitarlar çıkmıştır.

Gitar Türleri

  • Akustik Gitar

Görünüş itibariyle klasik gitarı andıran akustik gitarın gövdesi klasik gitardan biraz daha şişman ve basıktır. Daha dar bir sapa ve çelikten yapılmış tellere sahip olması klasik gitarla arasındaki en büyük farktır. Tellerin çelikten olması akustik gitarın klasik gitardan daha basınçlı gergin bir sapa sahip olmasının nedenidir. Bundan dolayı akustik gitar biraz daha sağlam kasaya sahiptir klasik gitardan ağırdır ve tuşe yapısı daha farklıdır.

  • Elektro Gitar

Katı ve oyulmamış gövdeye sahip olan elektro gitarda tellerden gelen ses manyetikler tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülüp yükselticiye yollanır. Genellikle pena ile çalınır. Manyetiklerin titreşimi algılayabilmesi için çelik tel kullanılır.

Elektrogitar çok basit bir tanımla tellerin titreşimini gövdesinde bulunan manyetikler sayesinde elektriğe çeviren ve böylece amfiye bağlandığında yüksek miktarda ses alınabilen gitardır. Diğer gitarlar gibi elektrogitarlar da sap, gövde ve bas olmak üzere üç ana bölümden oluşur. Bu arada bazı elektrogitarlarda bas bulunmayabilmektedir. Gitarda gövde, manyetikleri, sesin tonu ve seviyesini ayarlayan kontrol devrelerini içeren ve tellerin bir ucunun bağlandığı bölümdür. Teller, köprü ad verilen metal bir donanm üstünden geçenek ya gövdeye doğrudan ya da köprünün kendisine bağlanmaktadır. Tellerin hemen altında, köprüyle sap arasında yer alan, tellerin mekanik titreşimini elektriğe çeviren manyetikler, gövdenin içine yerleştirilen elektronik sesi -ton kontrol devresine bağlıdır. Bu devre, manyetiklerden gelen sinyalin, amplifikatöre gitmeden önce tonunda ve ses seviyesinde değişiklik yapmak için kullanılır. Ayrıca yine gövdedeki manyetik seçici anahtar, sesin rengini deştirmek için istenilen manyetik veya manyetiklerin seçilmesini sağlar. Gövdenin sapla birleştiği yerin alt taraf, sapın gövde içindeki perdelerine kolay ulaşılması için, içeri doğru oyuk olarak yapılabilir (Single Cutaway). Bazı gitarlarda bu oyuk hem altta hem de üstte olabilmektedir (Double cutaway). Gövdenin sekli, gitar oturarak veya ayakta çalınırken en iyi dengeyi sağlayacak şekilde tasarlanır. Daha çok rock müzikte kullanılır, çoğu rockçı elektro gitar kullanır.

  • Bas Gitar

Çalışma prensibi elektro gitara benzer. Fakat sesi normal gitarlardan 1 oktav kalındır. Portede bas gitar için Fa anahtarı kullanılır. Değişik çeşitlerde bas gitarlarda bulunmaktadır: 12 telli, 6 telli, 5 telli, perdesiz, kafasız.

  • 7 Telli Gitar


Klasik 6 telli gitarlardan pek bir farkı yoktur.Ancak tek nihai fark en üstte bulunan E (mi) telinden sonra B (si) telinin konulmasıdır. Bu sayede gitarda boş tel dizilimi aşağıdan yukarıya E(ince mi) B (Si) G (Sol) D (Re) A (La) E (Kalın Mi) ve "kalın" B (Si) dir.

  • Tarihçesi

Yunan asıllı bir Çerkez olan gitar Luthier'i Yiannis Jurez Barilmeç ( Barilmeç gitar fabrikasının kurucusu) 1982 yılında 7 telli ilk gitarı piyasaya sürmüştür. Telif hakkını kısa bir süre geçmeden dünyaca ünlü gitarları üreten Ibanez firması almıştır ve şu an hala çoğu müzisyenin ilk tercihi olan ibanez RX 24 ve LB 99 modellerini üretmiştir.Yiannis J. Barilmeç 1985 yılında 8 telli ve 1986 yılında 9 telli gitarları da piyasa sürmüştür. Çalınış zorluğu nedeniyle fazla rağbet görmemiştir.Fakat dünya virtiözlerinden örnek vermek gerekirse, Guthrie govan, Robben Ford, Junior Jay Burfy, Joe satriani de dahil olmak üzere birçok ünlü müzisyenin vazgeçilmez ekipmanı haline gelmiştir. 8 ve 9 telli gitar modellerinde ünlü müzisyenlerin kullandığı modeller arasında Barilmeç JJ ,Barilmeç Strat ve Barilmeç Lespal önde gelir.
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : müzik
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Klarnet (klarinet ya da gırnata), sert ve dayanıklı ağaçlardan genellikle de abanoz ağacından yapılan üflemeli bir çalgı türüdür.

Bir çeşit sert kauçuk olan ebonitten, ayrıca metalden yapılanları da vardır.

 

Klarnetler, beş parçanın birleşmesinden oluşur, bunlar:

  • Kafalık (Bek)
  • Fıçı (Barel)
  • Üst gövde
  • Alt gövde
  • Kalak

Klarnetin gövdesi silindir biçimindedir. Kalak bölümü ise obuanın kalağına oranla daha geniştir. Dikkatlice yontulup biçimlendirilen bu kamış parçası, ağızlık üzerine takılır. Çalıcının nefesi ile titreşime geçirilen kamış, boru içindeki havayı titreşime geçirerek ses elde edilmesini sağlar. Çalıcının sol eli yukarıda, sağ eli ise aşağıda olmak üzere az bir eğimle yere doğru tutulur.

Flüt ve obuada olduğu gibi, klarnetin gövdesinde de ses deliklerini açmaya ve kapatmaya yarayan metal bir mekanizma vardır. 1840 sıralarında "Boehm sistemi" flüte uygulandıktan sonra, Paris konservatuarı öğretim üyesi ve klarnetçi Klosé, bu sistemin klarnete de uygun olduğunu görmüş ve Boehm sistemi klarnete uygulanmıştır. Daha sonra farklı zamanlarda farklı kişiler tarafından bu sistem geliştirilmiştir.

 

Tarihte

1700’lü yıllarda icat edilen klarnet, tam 50 yıl sonra orkestraya dahil edilmiştir. Hayatı boyunca 41 senfoni yazan Mozart, klarnet için senfoni yazan ilk besteci olmuştur. Türkiye’de ilk klarnet, Donizetti Paşa’nın kurduğu saray bandosunda görülmüştür.

 

Klarnet türleri

Çok kalabalık olan klarnet ailesinde şu çalgılar vardır:

Bu çalgıların tümünün çalınışı aynıdır. Bir tanesinin iyi çalmayı öğrenen, çok kısa bir alışma devresinden sonra, herhangi bir diğerini çalabilir. Yalnızca dört tanesi sürekli orkestrada kullanılır.

 

  1. Mi bemol küçük klarnet
  2. Si bemol klarnet
  3. La klarnet
  4. Si bemol bas klarnet

Bu dört çalgının da dördü birden her yapıtta kullanılmaz. Genellikle besteciler iki sibemol klarnet kullanırlar. Üçlü orkestra kuruluşu ise, bunlara bir de bas klarnet eklenir. Daha büyük orkestralarda mi bemol klarnet ve bir si bemol klarnet daha eklenebilir.

La klarnet Si bemol klarnete çok yakın bir çalgıdır. La klarnetin boyu Si bemol klarnete göre biraz daha uzun, ses rengi biraz daha koyudur. Çalınışı ve ses genişliği aynıdır. Yalnız, Si bemol klarnet yazılı olan notanın büyük ikili kalınını, La klarnet ise küçük üçlü kalınını seslendirir. Besteciler bu iki klarnet türünden birini kullanırlar. Bunun en önemli nedenleri şunlardır:

  1. Daha koyu bir ses rengi isteniyorsa.

Yapıtta çok diyez varsa.

Klarnet partisinin en kalınından Do diyez sesinin kullanılması gerekiyorsa.

 

Ses Genişliği

Klarnetin notaları sol anahtarı üzerine yazılır. Ses genişliği neredeyse 4 oktav kadardır. Bu genişlik içinde tüm diatonik ve kromatik sesler elde edilebilir. Dördüncü ek çizgideli sol notasından daha ince notaların çalınması biraz güç olduğu için bu sesler pek kullanılmaz. Eğer kullanılması isteniyorsa da küçük klarnet kullanılır. En kalın mi notasından bir sonraki oktav içerisindeki si bemol notasına kromatik olarak olarak, aşağıdan yukarıya doğru ses deliklerinin sırasıyla açılması yoluyla elde edilir. Bu Si bemolün incesindeki seslerin elde edilişi, flüt ve obuadakinden biraz farklıdır. Flüt ve obuada en kalındaki esas seslerden sonra gelen sesler, bu esas seslerin ikinci doğuşkanları (bir oktav incesi) olarak, daha incelerde ise, esas seslerin genellikle dördüncü doğuşkanları (iki oktav incesi) olarak elde edilirler. Klarnette ise (gövdesi silindir biçiminde olduğundan) elde edilen doğuşkanlar tek sayılıdır (3, 5, 7, 9). Üçüncü çizgi Si sesi klarnetin yazılı en kalın sesi olan mi sesinin dudak ve nefes ayarı, ayrıca bir yardımcı perde yardımı sonucunda çıkarbılan üçüncü doğuşkanıdır yani 1 oktav ve tam 5'li. bu Si sesinden üçüncü ek çizgi Fa'ya kadar olan sesler kromatik olarak bu yolla elde edilir. Fa'nın daha incesindeki sesler çeşitli yollardan, her klarnetçiye ve klarnet yapısına göre değişebilen yollarla elde edilir.

 

Klarnetin tınlama bölgeleri

Klarnetin dört farklı tınlama bölgesi vardır:

  1. Kalın ses bölgesi : En kalın ses olan Mi'den bir oktav incesi Fa diyez notasına kadar olan bölgedir. Zengin, madeni, gizemli, karanlık ve dramatik sözcükleri ile tanımlanabilir. Bu ses bölgesine "Şalümo" (Chalumeau) bölgesi de denir. "Şalümo" klarnetin atası olan eski bir çalgının adıdır.
  2. Kötü sesler : Sol notasından üç yarım perde sonraki si bemol notasına kadar olan bölgedir, klarnetin en kötü sesleridir, zayıf, soluk hemde elde edilmesi biraz daha güçtür.
  3. Orta ses bölgesi : Si notasından ikinci ek çizgi Do notasına kadar olan ve klarnetin en güzel sesleridir. Bu bölgeye "klarino" (Clarino) ses bölgesi denir. En güzle ve en etkili klarnet soloları bu ses bölgesinde yazılmıştır. Bu sesler duru, parlak, ılık ve etkileyicidir.
  4. İnce ses bölgesi : İkinci ek çizgi Do'dan sonraki daha ince seslerdir.Gür çalındığında sert ve rahatsız edici fakat kısık sesle çalındığında ılık ve yumuşak, flüt ses rengine yakın bir tını özelliği gösterir.

 

 

Teknik özellikleri

Klarnet, çeviklik bakımından flüte çok yakındır. Her çeşit hızlı, parlak, gösterişli pasajlar, diziler, arpejler, grupetto ve benzeri figürler, tril ve [tremolo]]lar rahatlıkla çalınabilir. Genellikle tek dil kullanırlar. Çift dil ve üç dil çok zor olduğundan, özel durumlar olmadıkça kullanılmaz. Bir ses bölgesinden başka bir ses bölgesine geniş aralıklı atlamalar, klarnete özgü kolaylıklardan biridir. Ancak hızlı tekrarlanan sesleri çalmakta oldukça sınırlıdır. Klarnetin en önemli özelliklerinden biri de, gürlük kontrölü bakımından son derece yetenekli olmasıdır. Çok kısık sesle ve çok gür sesle çalabilir.

 

 

Orkestradaki önemi

Klarnete orkestrada hızlı, akıcı, parlak, gösterişli pasajlardan geniş duygusal ezgilere dek her türlü görev verilir. Duru ve parlak ses rengi ile birleşen etkili kreşendo ve dekreşendo yeteneği, klarnetin "Espressivo" solo pasajlarda sık sık görevlendirilmesine neden olur. Ses rengi diğer tahta üflemelilerle iyi kaynaşır. Başka çalgılardaki temaları katlamak, gerekirse arka plandaki armonileri sağlamak ve eşlik figürlerini seslendirmek klarnetin yapabileceği en önemli görevlerdir.

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : müzik
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Müzik Bilimi'nin Tarihi ve Tanımı
Tanım
üzikoloji müzik bilimidir. En geniş anlamıyla müzikle ilgili her türlü bilgi alanını araştıran bir bilim dalıdır. Bazılarına göre müzikte "icra ve bestecilik dışındaki tüm dalları kapsar" yaklaşımı eksiktir. Çünkü müzikoloji "icra ve besteciliği" de kapsayan bir bilim alanıdır. Tarih bilimleri, Felsefe bilimleri gibi çoğul kullanım olamıyacağı gibi "müzik bilimleri" gibi bir kullanım da doğru değildir

Günümüzde özellikle Kuzey Amerika'da anlam değişikliğine uğramış ve müzik tarihinin incelenmesi olarak algılayanlar olmuştur. Bununla birlikte genellikle, müzikoloji yani müzik bilimi, bilimler sınıflandırmasında bağimsız bir bilim alanının adı olarak kabul edilmektedir. Müzikolojinin alt dalları olan "müzik teorisi", "müzik tarihi" ve "etnomüzikoloji"nin 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bağımsızlıklarını ilan etme çabaları olmuşsa da bugün bu üç dal hala müzikolojinin alt başlıkları olarak değerlendirilmektedir Hatta etnomüzikolojiyi müzik tarihinin içinde görüp ayrı bir araştırma alanı olarak kabul etmeyenler de vardır

Müzik Bilimi'nin Tarihi
Müzikoloji'nin ilk olarak "müzik bilimi" anlamındaki kelimenin geçtiği Jahrbuch für musikalische Wissenschaft (1863) adlı eseriyle Friedrich Chrysander tarafından kurulduğu kabul edilir (Randel, The new Harvard Dictionary of Music s. 521). Müzikolojinin o sıralarda henüz kendine özgü bir araştırma metodu yoktu. Eski yöntemlerle araştırmalarını yapıyordu. Üniversitelerde, konservatuarlarda ve özel okullarda müzikoloji öğretimi başlayınca kendine özgü bilimsel metotlar geliştirdi. Büyük müzikbilimi okulları yöntemleriyle birbirinden ayrılırlar. Büyük Britanya organoloji, Fransa arşiv çalışmalarına, tarihlemeye, Almanlar daha çok uslup karşılaştırması, biçimsel çözümleme (analiz), estetik ve yayınlar konusuna ağırlık vermişlerdir. Bu şekilde İtalya ve İngilizler gibi diğer Avrupa ülkelerinin de müzikolojik çalışmalara farklı eğilimleri vardır.

Müzikolojinin kurulmasını sağlayan Germen ülkeleri müzik biliminde önemli eserler hazırladılar. A. W. Ambros (1816-1876) ve H. Riemann (1849-1919), "Guido Adler" (1855- 1941), F. Blume (1893-1975) önemli müzikbilimi eserleri, külliyatlar hazırladılar. Adler müzikolojinin metotları, amaçları, sistematize edilmesi gibi konularda önemli fikirler ileri sürmüştür. XIX. yy. bilginleri arasında August Wilhelm Ambros, Geschichte der Musik (5 cilt, Leipzig 1862-82) adlı geniş çaplı bir eser yazmış ayrıca Bach, Händel gibi bestekarların eserlerini de edite etmiştir. F. Blume'nin yöneticiliğinde yapılan Die Musik in Geschichte und Gegenwart (geçmişte ve günümüzde müzik) adlı eseri Alman müzikolojisinin gurur kaynağıdır. Almanlar müzik estetiğinde Stutgart ekolünü oluşturmuşlardır.

Fransa'da ilk büyük müzik biyograficisi, bibliyografici ve eleştirmen François J. Fetis'dir (1784-1871). Daha sonra Raphael Kiesewetter'in müzik tarihi, Albert Lavignac (1846-1942) Ansiklopedik çalışmaları ile A. Pierro (1869-1943) modern Fransız müzikolojisinin kurucusu olarak bilinirler. İtalya’da G. M. Gatti (1892-1973) İtalyanca müzik sözlüğü, C. Sartori (1913- ) müzik ve müzisyenler sözlüğü ile birlikte Ansiklopedi ve kataloglarıyla ünlü oldular. İngiltere'de Oxford ve Cambridge çok zengin müzik arşivleriyle ünlüdürler. Opera tarihi üzerine çalışmalarıyla E. J. Dent (1876-1957), bir müzik Ansiklopedisi ve müzik tarihine giriş çalışmasıyla J. Westrup (1904-1975), müzikoloji eseriyle D. Stevens (1922- ), bir müzik tarihi ile birlikte müzik yazmaları üzerine çalışmalarıyla bilinen G. Reaney (1924- ) burada çalışan büyük müzikologlardır. G. Grove'nin (1820-1900) müzik ve müzikçiler sözlüğü ölümünden sonrada yenilenerek birçok kez basılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD'ye göçen Alman müzikologlar yeni teknik olanaklarla bilimsel müzikolojiyi ABD'ye taşımışlardır (Randel, The New Harvard Dictionary of Music, s. 522). ABD'de müzikolojinin kurucusu Library of Congress'in müzik bölümünü ve The Musical Quarterly dergisini yöneten Oscar G. T. Sonneck'tir (1873-1928). Amerikan müziği üzerine bibliyografya ve katalog çalışması yapmıştır. Harvard üniversitesi için bir müzik sözlüğü hazırlayan (Randel, The New Harvard Dictionary of Music, s.522) müzikolog Don Michael Randel'e göre ABD'de müzikoloji Cornell Universitesi'nde 1930'da Otto Kinkeldey tarafından kurulmuştur. Amerikalı müzikolog Baary S. Brook birçok müzikolojik çalışmanın yöneticiliğini yapmıştır.

Bununla birlikte müzikoloji sahasında önemli adımlar atan başkaları da olmuştur. Babillilerin (Sümerlerin) müzik ve çalgılarını Galpin Gün ışığına çıkarmıştır. Ortaçağ müzik anlayışını modern zamana göre açıklayan Cousmaker'dır. Müziğin simgeleri üzerinde önemli çalışmaları ve çözümlemeleri Max Schneider yapmıştır. Bütün bu müzikologlar geniş bir kültürle birlikte bilim araştırmalarını seven ve sebep-sonuç ilişkisini sentez yapabilen kişilerdir.

Recep Uslu'nun Müzikoloji ve Kaynakları (İstanbul İTÜ Vakfı Yay 2006) araştırmasında belirttiği gibi XX. yüzyılın başlarına doğru Müzikoloji'nin çalışma alanı yalnızca Avrupa müziği olmamıştır Doğu müziği, Türk müziği Afrika müziği de müzikologlar tarafından araştırılmıştır Ancak evrim teorisinin ve felsefesinin etkisinde kalan bir kısım müzikologlar bu durumu kabul etmeyip Müzikolojinin çalışma alanını Avrupa müziğiyle sınırlayıp diğer müzikleri ilkel niteleyerek onların müzikolojinin değil yeni bir bilim dalı olarak ileri sürdükleri Etnomüzikoloji'nin çalışma alanı olarak görmek istediler XX. yüzyılın ortalarında bu görüş bazı müzikologlarca kabul edildi. Ancak XX. yüzyılın sonlarına doğru yapılan çalışmalar hiçbir müziğin ilkel olarak nitelenemeyeceğini gösterince "Etnomüzikoloji"nin, Avrupa dışındaki diğer müzikleri inceleyen etnomüzikologlar kültürel müzikolojiyi araştırma alanı olarak benimsediler.

Bugün gelinen noktada ise genel kabule göre Müzikoloji bağımsız bir bilim dalıdır Müzik tarihi müzik teorisi gibi alt dallara müzik mitolojisine kadar varan araştırma alanına sahiptir. Bazıları "Etnomüzikoloji"yi "müzik tarihi"nin içinde bir araştırma alanı olarak kabul etmektedirler. Bununla birlikte Dünya müzikleri, "Karşılaştırmalı müzikoloji", "Kültürel müzikoloji" gibi adlandırılan alanlar da yine müzikolojinin alt dalı olan başlıklardır. Ayrıca bk. Türkiyede Müzikoloji, Müzikoloji Metodolojisi,

Müziğin Tarihçesi
Eski Hint Uygarlığı'na göre müziği, Tanrı Brahma'nın karısı Sarasvati bulmuş
. Mısırlılar ise müziği yaratan tanrının Hermas, Osiris ve Horus olduğuna inanırlarmış. Yunanlılar ve Romalılar'a göre ise müzik Apollon, Minerve ve Mercure adlı tanrılar tarafından yaratılmış. İlkçağın en önemli şairlerinden Lucretius, bu inanışlara karşı gelmiş, müziğin tanrı icadı değil, kuş sesi, rüzgar gibi doğa seslerinin taklidinden oluştuğunu söylemiş. Müzik kelimesinin kökeni de Yunan Mitolojisi'ne dayanıyor. Mus veya Musa adı verilen, her biri ayrı bir çalgı çalan dokuz küçük tanrıçanın yaptıkları eyleme müzik denmiş. Bütün bunlar içinde Lucretius bana çok daha anlamlı geliyor.

Bizim Deniz'e geri dönelim. Bir Ay önce beraberce Antalya'ya bir ziyaret yaptık. Değerli ustam Fikret Otyam ve eşi Filiz Otyam da, kızımızdaki bu müzik tutkusunu keşfettiler. Filiz Hanım'ın ağlarken bile şarkı söyler gibi yapan Deniz'e aldığı darbuka, küçük kızımızın hoşuna gitse de, tahmin edeceğiniz gibi Antalya ziyareti sonrasında bizi biraz olumsuz etkiledi.

Televizyonun insan hayatının tümünü işgal ettiği bu dönemde insanı yaşamın diğer alanlarına, renklerine ve tatlarına çekecek ilginin neredeyse tamamının müziğe endekslenmesi ve toplumun büyük bölümünün müzisyenliğe özendirilmesi yeni Mozart'lar yaratır mı bilemiyorum. Ancak görünen o ki, müzik artık popüler kültürün en önemli öğesi. Dinlediğimiz müzik, giyim tarzımızdan yediğimiz yemeğe kadar hayatımızın her alanına nüfuz ediyor. Arkadaşlarımızı bile dinlediğimiz müziğe göre seçiyoruz. Hatta müziğe göre bir sınıf oluşturuyoruz. Ya rockçı oluyoruz ya popçu ya arabeskçi oluyoruz ya da fazlasıyla klasik takılıyoruz.

Dün yazılı basında, seçim kadar önemli bir olayda bile, televizyonlarımızın izlenme oranlarında en yüksek değerleri, halkımızın müzik dünyasına katmayı arzuladığı yarışmacıların programları elde etmiş. Tabii bu sadece Türkiye için geçerli değil, gelişmekte olan bütün ülkelerde ve gelişmiş ülkelerin izlenme oranlarını belirleyen varoşlarında da aynı. Bu yeni oluşumun en büyük mağdurları da müzik emekçileri. En çok şikayetler de onlardan duyuluyor.

Recep Uslu'nun araştırmalarına göre müzik tarihi kendine ait metotlara sahip olmakla birlikte, genellikle tarih metodolojisini kullanır. Metodolojik anlamda müzik tarihi araştırmaları müzikolojinin kurulduğu yıllarda başlamıştır. alan araştırmaları, güncel müzik tarihine girmektedir. Türe, ülkelere, coğrafi bölgelere, insan toplumlarına ve konularına göre müzik tarihi yazılabilir. Müzik tarihi metinlerinde araştırılan konunun terimlerine bağlı kalmak kabul edilen esaslardandır.



Telif Hakkı © www.diyadinnet.com
Tüm Hakları Saklıdır.
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : müzik
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Piyano,Piyano Nedir? Piyano Tarihi,Piyano Tekniğinin Tarihi Temelleri,Piyano hakkında


Piyano Tarihi


12.yy.da doğudan batıya TİMPANON ve PSALTERİON adında iki çalgı geldi. Bunlardan psalteriona 15.yy.da Venedikli usta Spinetti tarafından klavye ve mekanizma eklendi ve bu gelişmeden sonra bu çalgı “epinet” ile anılır oldu. Epinet, mekanizması aynı kalmakla beraber değişik teller ve bir klavye daha eklenerek geliştirildi. Yeni gibi görünen bu çalgıya da “klavsen” (Fr.Clevecin, İng.Harpsikord, Alm. Flügel, İta. Clavicembalo, Cembalo) adı verildi. Böylece daha gür sesin yanında ayrı ayrı klavye ile olsa da “piyano” ve “forte” çalış imkanı elde edilmiş oldu.Uzun süre eşlik çalgısı (sürekli bas) olarak kullanılan klavsen için 16.yy.dan sonra solistik parçalar bestelenmeye başlandı. 18.yy. sonlarına doğru, sesi büyük salonlar için yetersiz kalmaya başlayınca, yerini ve o zamana kadar görmüş olduğu ilgiyi daha gür ses üretebilen piyanoya bıraktı.Timpanona tuş ve mekanizma eklenerek klavikord meydana geldi. Bu çalgının geliştirilmesiyle de (1711) Piyano icat edilmiş oldu. Floransalı Bartolomeo Cristofori’nin yaptığı bu çalgıyla aynı anda piyano ve forte çalınabiliyordu ve o zamanki adı da “Piano e Forte” idi.Piano e Fortenin yaygınlaşması çok hızlı oldu. Almanya, Fransa, İngiltere ve Avusturya’da yapım atölyeleri açıldı ve değişik tiplerde üretilmeye başlandı. Ne var ki bu gidişe bestecilerin ilgisi aynı hızda olmadı. Piyano için ilk eseri M. Clementi piyanonun icadından 62 yıl sonra 1773’te besteledi. Beethoven bile piyano için derin duygular ifade eden eserler yazmış olmasına rağmen, Haydn’a ithaf ettiği ilk piyano sonatlarına “Piyano için” değil de “klavsen ve piyano için” başlığını uygun görmüştür.

Piyano Tekniğinin Tarihi Temelleri

Klavye eklenmezden önce timpanon tahta çubuklarla vurularak, psalterion da göğüste tutulup, telleri tırnakla çekilerek çalınıyordu. Klavye ve mekanizma eklendikten sonra ise bu çalgılar elin genellikle 1. ve 5. parmağı kullanılmaksızın çalınıyor, diğer üç parmak da gerektiğinde birbirlerinin altından ve üstünden geçiriliyordu. “Klavikord ve klavsenin tınısı hassastı ve başparmağın hantallığı geçiş sırasında tını rengini bozmaktaydı. Ayrıca üst üste çift klavyeli çalgılarda (klavsen ve org) başparmak kullanımı ile, ikinci üst klavyede kolun haddinden fazla kaldırılması gerekiyordu. Bu da çok zorlanmış bir kol tutuşu idi. Yine bu eski çalgılarda tuşlar çok kısa olduğu için, aşağı klavyede başparmağa yer kalmamaktaydı”. (Pamir,s.161)Ev ortamı gibi küçük mekanlarda çalınan epinet ve klavikordun sesleri çok azdı ve insanın konuşma sesini bile bastıramıyorlardı. Daha fazla ses elde ederek çalma ihtiyacından dolayı klavsene yeni teller eklendi. Bach’ın eserleri de 1. parmağın kullanılmasını zorunlu kılıyordu. “O zamanın melodileri icabı, tonalitelerin azlığı ve elin fazla yer değiştirmemesi, başparmağın diğer parmaklarla işbirliği etmesine ihtiyaç göstermiyordu. Klavsen çalanlar dört parmakla bütün eserleri icra edebiliyorlardı. J.S. Bach* klavsen çalgısına bütün tonaliteleri sokunca, başparmağın diğer dört parmağa yardımı icabetti. Böylelikle, başparmak tekniğinin ilk kurucusu Bach oldu”. (Fenmen,s.53)Artık çalgı gelişiyor, eserler büyüyor ve dolayısıyla da çalma zorlukları ortaya çıkıyordu. Bach’ın yazdığı“Klavierbüchlein” (Klavye Kitapçığı) isimli kitap bu ihtiyaçtan doğmuştur. Gerçi daha önce Girolama Diruta (1593), Francois Kuperin (1717) ve daha sonraları Carl Phillip Emanuel Bach (1753) F.W. Marpurg (1755) tarafından yazılan kitaplar da bu konuya ilişkindir.Bu kitapların ortak özelliklerinin parçaların nasıl çalışılacağından ziyade, nasıl çalınacağına ilişkin bilgi ve yaklaşımlar içermesi olduğu söylenilebilir. Asıl amaçlanan, ifadeli çalma ve kompozisyonun önemini anlatmaktır. Diruta’nın kitabının hangi klavyeli çalgı için yazıldığı bile belli değildir. Fakat parmak numaraları (duate) ve kolların durumuna ilişkin bazı yaklaşımlar içermesi piyano tekniği tarihi açısından önemlidir.Bu kitaplardan bugün piyano eğitiminde en çok kullanılan Bach’ın yazdığı (Klavierbüchlein)dır. Bach’ın, otantik ismi “Preambula” olan 2 sesli Envansiyonlar’ı ve “Sinfonia” veya “Fantasia” olarak adlandırılan 3 sesli Envansiyonlar’ı ile küçük prelüd ve fügleri bu kitapta bulunmaktadır.Bach’ın, Envansiyonlar için söylediği direktifler (1723) o güne kadarki klavye eğitimini özetler niteliktedir:“Keyboard müziğini seven ve özellikle temiz çalmayı öğrenmek isteyenler için izlenilecek doğru yol, önce iki seslileri düzgünce çalarak ilerlemek ve sonra 3 seslileri sırasıyla çalmak (ki sadece bu değil); aynı zamanda iyi bir biçimde, düzgünce çalmaktan başka, onları iyice geliştirmek ve en önemlisi de, şarkı söyler gibi bir stilde çalarak kompozisyondan zevk almaktır.” ( Eskioğlu, 1999)Itır Eskioğlu’nun yaptığı bir araştırma ile ülkemiz piyano eğitimcilerinin, Bach’ın Envansiyonları’nı öğrencilerine “teknik veya müzikal etüt olarak, veya dinleti ve konser parçası olarak değil; bir tür klavye çalışması, tanıma eseri, öğrencinin çalma becerisini geliştirme ve edindiği bilgileri uygulama yapıtı olarak” verdikleri ortaya çıkmıştır. Bu da Bach’ın yukarıda geçen direktifleri ile tamamen örtüşmektedir.Klavierbüchlein o gün olduğu gibi bugün de aynı amaçla kullanılmaktadır.


 

3.2. Bugünkü Anlamda Piyano Tekniği

“Technique sözcüğü Yunanca’daki Tekhnikos sözcüğünden Fransızca’ya geçmiştir. Bu sözcük de tekhne sözcüğünden gelir ki anlamı sanattır. (Şen,s.21)Tekniği güçlü bir piyanistin bastığı bir akorun, hatta tek bir sesin bile anlam yüklü, nitelikli bir ses olabileceği piyano eğitimcilerince kabul gören bir görüştür. Yapıtı oluşturan her sesin anlam ve nitelik açısından doyurucu olarak çalınması gerektiğini ve bunun da teknikle elde edilebileceğini düşünürsek, “sanat eşittir teknik” sonucunu benimsememiz yerinde olacaktır. Başka bir kaynak “teknik” kavramını “düşünsel yaratıcılıktan bağımsız olarak, hünerli icra yeteneği ve onun gerçekleştirilmesi” olarak tanımlanmaktadır ki, bu, sanatsallık veya eğitsellik kaygısıyla yapılmış bir tanıma benzememektedir.Bir başka tanıma göre teknik, “Bir sanat, bir bilim, bir meslek dalında kullanılan yöntemlerin tümü. Bir icracının mesleğindeki uygulamaya yönelik becerisi, bilgisi ve gücüdür.”(Sözer,s.695) Piyano tekniği ise şu şekillerde tanımlanmıştır: “Piyano tekniği, piyano çalma eylemine doğrudan katılan piyanistik elemanların* piyanoya uyumudur”.(Küçük,s.70) “Piyano tekniği, sonuçta fiziksel, ruhsal ve sinirsel koşulların ve bu koşullara uyum gösterebilmenin bilimidir”.(Pamir,s.100) “Biz teknikten, enstrümandan doğru yapıda, güzel, zengin ton ve forte ya da piyano nüansın sağlanması yeteneğini kastediyoruz”. (Leber ve Stark 1856. Kırtıl,1996).Piyano tekniği ile bu tanımlara uygun anlamda ilk ilgilenenler “Piyano tekniğinin kurucuları ” olarak kabul edilen M. Clementi ve J.B. Cramer** olmuşlardır. Cramer etütleri ve Clementi’nin “Gradus ad Parnassum” etütleri piyano tekniği için yazılmış ve bugün de başvurulmakta olan önemli çalışma örnekleridir.



3.3. Salt Parmak Tekniği

Clementi ve arkadaşlarına göre her piyanistin eşit kuvvette on parmağa sahip olması gerekmektedir. “Clementi, yazdığı egzersiz ve etütlerle, elin üstünün düz ve parmak uçlarının aynı hizada durması, yalnızca parmakların hareket etmesi ve zayıf parmakların kuvvetlenmesini amaçlamıştır ki, bu öğretiye günümüzde salt parmak tekniği denmektedir”.(Küçük,s.70) Girolama Diruta’nın “Kol ele rehberlik etmelidir” dediği gibi, daha önce yaşamış olan kuramcılar şüphesiz ki klavye tekniği ile ilgili bazı önerilerde bulunmuşlardır. Bunlar doğru ve önemli yaklaşımlar olarak kabul edilebilir. Fakat yukarıda da görüldüğü gibi, piyano tekniği ile ilgili ilk kurallar M. Clementi tarafından koyulmuş, önemli direktif ve yönlendirmelerle de desteklenerek piyano çalmanın kuramı oluşturulmuştur. Piyanistik elemanların kendi direktifleri doğrultusunda bir biçim kazanmaları ve hareket etmeleri için bazı araçların yardımına gereksinim duyan Clementi, Logier (İng.) adlı bir orgcunun buluşu olan “chiroplast”ı çok benimsemiştir. 19.yüzyıl chiroplastın popüler olmasından dolayı, piyano tekniğinde aletlere bağlı bir yüzyıl olarak kabul edilir. Bu alet, parmaklardan birkaçını sabit tutup, diğerlerini çalıştırmaya yarıyordu ve o yıllarda ünü tüm Avrupa, Rusya ve Amerika’ya kadar yayılmıştı. Daha sonraları geliştirilerek “Guide-main” adını alan bu alet F. Liszt tarafından da kullanılmıştır. Fakat önemsiz bir alet olduğunu ilk söyleyen de O olmuştur. Clementi okulunun üyelerinden olan Hummel (1778-1832) başparmak geçişlerinin önemini vurgular, Kalkbrenner (1785-1849) bilek tekniği ile ilgilenir, Ehrlich, çalışırken kolların hareketini önlemek için, koltuk altlarına bir kitap sıkıştırmayı önerir. Tüm bu arayışlar parmakların kuvvet eşitliği prensibi üzerine oturmaktadır. Hanon* ve Czerny** de yazdıkları egzersiz ve etütlerle bu okulun ünlü isimleri arasındadır.

3.4. Kol Ağırlığı Tekniği

R.Schumann’ın 4. parmağını sakat ettiği sıralarda, Chopin’in farklı yaklaşımlar içerisinde olduğu görülmektedir. Chopin elin ortasındaki üç parmağı, Clementi’nin istediği gibi diğer parmaklarla aynı hizada değil de, hafif ileri çıkartarak çalıyordu. Bu çalış şekli, çok geçmeden doğal duruş olarak kabul edilmeye başlandı. Bu duruş, beş parmağın mi fa# sol# la# si#e basıldığında elin aldığı duruştur. Chopin, zayıf parmakları kuvvetlendirmek için çaba harcanması taraftarı da değildi. Eserlerini zayıf parmakları gözeterek yazdı ve onlara pek yük vermedi.Chopin’in yeni bir piyano tekniği döneminin başlangıcı olarak kabul edilebilecek olan bu yaklaşımlarına gelinceye dek görülen çabaların hemen hepsinin, olasılıklara ve deneme- yanılma yöntemine dayandığı söylenebilir. Fakat 19.yy. ortalarından itibaren bu konuya tıp, fizik, psikoloji gibi bilim dallarının dahil edilerek, onların bulgularından yararlanıldığı görülmektedir.Piyano çalma becerisinin gelişmesi için yardımcı aletlerin kullanılmasından vazgeçilerek tamamen Anatomiye yönelmeye başlanılması bu dönemde olmuştur. Artık besteci, piyanist, kuramcı, pedagog ve tıp adamlarının çalışmaları sonucunda piyano tekniği bir bilim dalı haline gelmiş; gevşeme, esneme, kısa adale dinlendirmeleri vb. gibi rahat ve serbest hareketler içeren bir piyano çalma tarzı gelişmiştir. Daha önce kullanılması istenilmeyen üst kol, omuz hatta tüm vücudun çalma eylemine katılmasıyla piyanodan, daha gür ses elde edilmiştir. Kurucuları Deppe, (1828-1890) Calland, Breithaupt ve Matthay olan bu çalış biçimi, ağırlık kontrolü veya kol ağırlığı tekniği olarak adlandırılmaktadır. Sonraları Deppe ve öğrencisi Calland, geliştirip yayınladıkları kurama “Piyano Çalmanın Deppe Tarzı Öğrenimi” adını vermişlerdir.“Ağırlık teknisyenleri, çalışındaki inanılmaz rahatlık yüzünden Teresa Carreno’yu başlıca ilham kaynağı olarak gösterirler. Breithaupt da ünlü kitabı ‘Ağırlık Dokunuşu’nu Teresa Carreno’ya ithaf etmiştir”.(Kırtıl, 1996)

Giderek bu yeni çalma tekniği o kadar benimsenmiştir ki, farklı teknikle çalanların tamamen yanlış çaldıkları, hatta yeni baştan piyanoya başlamaları gerektiği bile söylenir olmuş; bu tavırlarla da piyano tekniği, sanki araç değil de amaçmış gibi bir görüntü almaya başlamıştır. Kızı Clara Schumann’a ders verdiği dönemde sert ve tavizsiz bir öğretmen olan Friedrich Wieck, düşüncelerini ve piyano çalma anlayışını kafiyeli bir şekilde şöyle dile getirmiştir:“Araç olarak teknik,Amaç olarak teknik,Sanata yok gereklilik” (Stephenson,s.6).Tekniğin bu denli öne çıkarılması ile birlikte, o yıllarda çok yüksek sesle piyano çalma da moda oldu. Öncüleri Clara Schumann* ve Liszt** olan bu akıma besteciler de uydular ve haddinden fazla canlılık ve parlaklık isteyen eserler bestelediler. Brahms’ın ilk dönem eserlerini buna örnek gösterebiliriz. Bu dönemde, daha önce birkaç piyanistin çalabildiği büyük eserleri çalabilen yüzlerce piyanist yetişti. Buna rağmen, gürültülü çalışları da çok geçmeden gereken tepkiyi aldı. Piyanistler artık ifadenin öne çıkarıldığı bir tarzla çalmaya başladılar ve Clara Schumann’ın babası gibi piyano eğitimcileri de “varsa da yoksa da teknik” inadından vazgeçtiler.

3.5. Çağımızda Piyano Tekniği

19.yüzyılın ikinci yarısında görülen “varsa da yoksa da teknik” inanışındaki bu kırılma, çağımız piyano tekniğinin başlangıcı olarak kabul edilebilir.Çağımız piyano tekniği anlayışı her şeyden önce, bu konuyla ilgili geçmişte yapılan tüm araştırma, deneyim ve birikimlerden yararlanma düşüncesine dayanmaktadır. Bu bağlamda günümüz piyano eğitimcileri, geçmişteki teknik yaklaşımlar arasında herhangi bir ayırıma da gitmemektedirler. Piyano tekniğinin bilimle kaynaştırıldığı ve çok sayıda piyanistin yetiştiği bu dönemde bile, popüler olan kol ağırlığı tekniğinin yanında eski tekniğin de kullanıldığı ve hatta bazı prensiplerinden hiç vazgeçilmediği anlaşılmaktadır. “Pek çok değişik metot ve kuramların, birbirinden farklı görünmekle beraber, aslında pratik uygulayışta birbirinden çok şey alıp verdiği” görüşünde olan Pamir; “Günümüzde iki grup arasındaki tartışma neredeyse yok olmuştur. Aslında iki sistem, birbirini çok başarılı bir biçimde tamamlayabilir. Tamamen gevşek ve serbest olarak hareket eden önkol, çalma işlemi için çevik parmaklara gereksinim duyar” şeklindeki açıklaması ile Çimen (1994); “Piyanist, yumuşak ve serbest kollara karşılık kare biçiminde ellere ve çelik gibi parmaklara sahip olmak zorundadır” diyen Şen (1999) bu görüşü aydınlatan araştırmacı-eğitimcilerimiz arasında yeralmaktadırlar.Görüldüğü gibi, çağdaş piyano tekniğinin içinde Clementi’nin alet kullanarak ulaşmaya çalıştığı kuvvetli parmaklara sahip olma düşüncesi, Deppe’nin önerdiği ağırlık kontrolü ve bilek hareketlerini (Rotasyon, Çember, Düşme) kazanma çabaları, Liszt’in orkestral piyano çalışı gibi çalma gayretleri, Talberg’in “cantabile” çalma ve güzel tını arayışları gibi tını arayışları kaynaşmış biçimde yer almaktadır. Bütün bu olgu, yaklaşım ve düşüncelere dayanarak, “çağdaş piyano tekniği, geçmişteki tüm düşünce ve çaba ürünlerinin, zaman içinde elenip süzülerek günümüze ulaşmış olan biçimidir” şeklinde tanımlanabilir.

4. SONUÇ VE ÖNERİLER

Piyano tekniği ile ilgili, geçmişte yaşanan tüm deneyimlerden, ileri sürülen tüm yaklaşım ve düşüncelerden günümüzde yararlanıldığı görülmektedir. Bu düşünce ve yaklaşımlar, esasında tarih boyunca her alanda hep görülen, en iyiyi, en güzeli ve en yararlıyı bulma çabalarıdır.Çalgının teknolojik olarak gelişmesi, eserlerin büyümesi, ifade anlayışındaki dönem dönem görülen farklılıklar, çalma tekniklerindeki gelişme,değişme, hatta geçmiş çağlara dönüp geri gelmeler hep aynı paralelde olup biten arayışlardır.Piyano, insanın rahatlık içinde uzun süre oturabileceği yükseklikte; klavye, insan kulağının duyup ayırt edebildiği sesleri iki kol açıklığı arasına yerleştirerek, tuşlar, uzunluk ve genişlik açısından insan parmaklarının etkili bir şekilde hareket ettirebileceği boyutlarda yapılmıştır. Kısaca, piyano, teknolojik açıdan insanın fizyolojik yapısına çok büyük ölçüde uyumlu bir hale getirilmiştir. Buna rağmen piyano çalmadaki problemler yok edilebilmiş değildir. İnsanın da piyanoya uyum için çaba göstermesi gerekmektedir ki, piyano tekniği tarihi işte bu çabanın tarihidir. “Müzik hem sanattır, hem bilim. Dolayısıyla hem duygusal olarak algılanabilmeli, hem de akıl ile kavranabilmelidir. Herhangi bir sanat ya da bilim dalındaki gibi müzikte de, bilgiye ya da ustalığa giden yolda ‘kestirmeler’ yoktur”.(Karolyi,s.7)Dolayısıyla bir piyano pedagogu veya piyanist, karşılaştığı bir problemin çözümünü, kendi deneyim ve düşüncelerini, bilimsel araştırma sonuçları ve değişik görüşlerle zenginleştirerek, seçtiği uygun bir metotla gerçekleştirmek durumundadır.Burada belirtmek gerekir ki, bireysel birikim ve yaklaşımlar, diğer pedagog ve kuramcıların hiç olmazsa bir kısmı tarafından desteklenmediği sürece, sonraki kuşaklara kalmadıkları gibi, araştırmacılar tarafından da önemsenmemekte ve doğal elenme sonucu yok olup gitmektedirler.19.yy. sonlarından bu yana bir bilim dalı olarak kabul edilen piyano tekniği, bilimsel konum ve özellikleriyle geniş kitlelere ulaştırılıp, konuyla ilgili bilinçlenmenin artırılmasına katkıda bulunulmalıdır. Bu bağlamda, müziğin her alanında bilimsel araştırmalara dayanan Türkçe kaynakların çoğalması yanında, önemli bulunan yabancı kaynakların da dilimize kazandırılmasında büyük yarar vardır.


Böylece, eğitimciler kendi düşünce, deneyim ve bilgilerini destekleyen bilgilere kolayca ulaşacaklar ve bilgiden kaynaklanan cesaretle yeni yaklaşım, düşünce ve yeni ürünler ortaya koyabileceklerdir.


alıntıdır

__________________
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : müzik
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Arama
  Ara
Aytekin Mehmet Arslan - Anlamlar Yazı Dizisi

BUGÜNKÜ KÖŞE YAZISI

ADALETİN BİLGİSİ

 

Doğru olanın gerçekliği, delillerinin varlığıyla pekişir. Delilsiz bir doğru gerçekten öyle dahi olsa askıda kalmıştır. Oysaki doğruya gerçekliğini vermek gerekir. Bu onun hakkıdır. Ve dürüst bir insan için ...

devamı....

Aytekin Mehmet Arslan- Aşk Tanımları

Aytekin Mehmet Arslan'ın Ünlemler Yazı dizisini web sitemizden takip edebilirsiniz...

http://www.aytmur.com

 

Hilal Makina Kilimleri

11 farklı ebatta Hilal makina kilimleri için web sitemizi ziyaret ediniz...

www.hilalmensucat.com

 

Aytekin Mehmet Arslan Kelebeklerin Ölümlülüğü

Kelebeklerin Ölümlülüğü-Aytekin Mehmet Arslan'ın 2. Kitabı

   Yazarın köşe yazılarını web sitemizden takip edebilirsiniz...

   www.aytmur.com

 

 

Uşak Arkeoloji Müzesi Sanal Müze Turu

Uşak Arkeoloji MüzesiUşak Arkeoloji Müzesin'de sergilenen Karun Hazineleri'ni gördünüz mü?Web sitemizden sanal olarak müzeyi gezebilirsiniz....

Sanal Müze Turu için tıklayınız...

 

 

Atatürk ve Etnografya Müzesi

Atatürk ve Etnografya MüzesiAtatürk İstiklal savaşında Yunan General Trikopis'in kılıcını bu evde teslim aldı.Uşak Atatürk ve Etnografya müzesi sanal turu için tıklayınız...

Sanal Müze Turu için tıklayınız...

 

Takvim
<September 2010>
SMTWTFS
2930311234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293012
3456789
Tag Cloud
Sayfalar