DOĞRUYU SEÇEBİLMEK
Bir insan gerçekten kötü insanların yaşadığı bir yerde doğmuşsa ve hayatında hiç iyi biriyle hiç karşılaşmamışsa, koşulsuz şartsız bir şekilde o da kötü olmak zorunda değildir. Eğer böyle olması gerektiğini savunan varsa, elbette ki o aslında insan aklını küçümsemektedir. Akıl, kötüye bakıp iyiyi, iyiye bakarak da kötüyü görebilir. Hayatında hiç iyilik görmemiş bir insanın iyilikten haberdar olmadığını düşünemezsiniz. Zira o kötülükten haberdar ise, elbette ki iyiliğin de farkındadır. Aynı şekilde hayatı boyunca hep iyi insanların içerisinde yaşamış birinin hiç kimseye kötülük etmeyeceğinin garantisi verilemez. İyilik de kötülük de aslında insanın içerisinde hep vardır. Çünkü insan akıl sahibidir. Akıl, hem iyiyi hem de kötüyü fark edebilme imkânı tanır. Ve sonrasında seçim yapan içimizdeki zayıflığımız ya da güçlülüğümüzdür. Zayıf ya da güçlü kalmamızda elbette ki aklımızın etkisi büyüktür. Ama asıl tehlikeli sonucu doğuran akılsızlığımızdır. Sonuçta insan kendi iyiliğine de kötülüğüne de yaşadığı toplumu bahane edemez. Çünkü eğer isterse kendi aklına uygun bir şekilde yaşayıp, içerisinde yer aldığı toplum ne olursa olsun tam tersi gibi de davranabilir. Seçim yapabilme imkânı kişinin yine kendisindedir. Aklı yaşadığı toplumun gelenekleri tarafından yönlendirilen insan, ister iyi olsun isterse de kötü aslında akılsızdır. Çünkü o, hiçbir şekilde yaşadığı hayatı sorgulayamamaktadır. Sorgu ise, akıl ile yapılan bir davranıştır. Akıllı insan hep sorgular. Sorgu, doğru olanı bulma yönündedir. Doğru olan insana hazır gelmişse kıymetsizdir. Bu sebepten de kolaylıkla ziyan edilebilir. Yani aslında zaman içerisinde yanlışlaşılabilir. Ayrıca yanlış kesin bir dayatma ile de karşınıza çıkmış olabilir. Bu sizin onu illa da kabul edeceğiniz anlamına gelmez. Yanlışa boyun eğen, onun sonuçlarında başına gelecek sıkıntılara gönüllü olandır. Öyle ki o, içine düştüğü bu acizlik ile hayatta hiçbir şeyin sahibi olamaz. Ve sürekli olarak birileri tarafından sömürülme sefilliği ile yaşar. Bu sebepten yanlış ya da kötü olana karşı çıkıp, bunun sonucunda doğru ve iyi olanı elde etmenin emeğini verebilmek gerekir. İyiliği hazır bulup onu hiç sorgulamadan yaşayan, aslında onu hiç anlamamıştır. Dolayısıyla da iyiliği içtenlikle yaşayamaz. Ve zaman içerisinde onu kolaylıkla gerçek bir kötülüğe dönüştürebilir. Çünkü iyiliği yaşamak zordur. Güçlü ve irade sahibi bir insan olmak gerekir. Buna iyiliğe sahip çıkmak da diyebiliriz. Ama iyiliğe sahip çıkabilme gücünü kendinde bulabilmek için, öncelikle ona sıkı sıkıya bağlanmak gerekir. Ve aslında iyiliği tam manası ile anlayamamış olan ona sıkı sıkıya bağlanabilme gücünü de kendinde bulamaz. İyiliğe sahip olabilmek ise, onu elde ederken gerçekten emek harcamış olmakla mümkündür. Hayatta hiç bir iyilik emeksiz bir şekilde elde edilemez. Bu sebepten size hazır gelen iyilik sizde asla tam manası ile anlam kazanamaz. Ve siz onu kendi içinizde koruyamazsınız. O illa ki zaman içerisinde değişip bir kötülüğe dönüşmek zorundadır. Bundan asla kaçamazsınız. İnsan kısa vadede daha kolay ve emeksiz olan, ama zaman geçtikçe içinden çıkılmaz sorunlara yol açan kötülüğe her zaman için daha meyillidir. Kötülük aslında bir kirlenme halidir. Yanlış olana zamanla alışma şeklidir. Her insanın başlangıcı iyidir. Kötülük bu oluşumun zaman içerisinde yok edilme mücadelesidir. İnsan kötü olana zamanla alışır. Ve onu sever. Ama artık kendisi de onun bir parçası olmuştur. Ve bu haliyle kendi kendisine zarar veren bir yapıya dönüşür. Ve bunun farkına varabilmek akıl gerektirir. Ve aslında zararın neresinden dönülse yine de kârdır. Kötülüğe alışmış bir insanın iyilikle karşılaştığı vakit, ona vereceği tepki aslında onun sahip olduğu aklın da bir ölçütü durumundadır. İyiliği reddeden, aslında kötülüğün ta kendisi olmuştur. İyiliğe dönebilen, aslında gelmiş olduğu son noktada kendisine zarar vermekten başka bir iş yapmadığını fark edebilecek kadar akıllı kalabilmiştir. Bir insanın gerçekten kötü olup olmadığını bu anlamda iyiliğe vermiş olduğu tepkiden anlayabiliriz. Eğer geri dönmüyorsa o gerçekten kötüdür. Kötülüğünü doğru olarak kabul edecek kadar da akılsızdır. Akılsızlığı onun kendini tek ve gerçek doğru olarak kabul etmesine sebep olacak kadar, yetersizleşmesine sebep olmuştur. Bu aslında bir çeşit kibirdir. Kötülüğünde ısrarcı olan insan, kesinlikle kibirlenmek zorundadır. Çünkü kibir kendini bilmemek ya da olduğundan farklı başka bir deyişle de üstün görebilmektir. Kötülüğün bir parçası olan, kendi tabiatını doğru değerlendiremeyecek kadar değer yargılarında bozulmuştur. Kötülük bir acizlik olmasına rağmen kendini bu haliyle üstün ya da gerçek varsayan, gerçekte tam manası ile kibirlenmekten başka bir şey yapmamaktadır. O, kendini bilmemektedir. Bu sebepten onu iyiliğe çeviremezsiniz. Çünkü o zaten kendini yanlış saymamaktadır. Ama baştan sona da yanlıştır. Hatta acizdir. Diğer taraftan kendini olabildiğince doğru ve üstün kabul etmektedir. Dolayısıyla aslında o, bir hayli kibirlenmektedir. Kötülüğe bulaşmış insan iyiliğe dönmüyorsa kibirlidir. Kibirli ise, aslında o kötülüğün bir parçası olmuş ve aklı başında gitmiştir. Artık onun için yapılabilecek bir şey yoktur. İyi olmak, iyiliği anlayıp sahiplenmek, bunun getirisi olan doğruluktan kesinlikle ödüm vermemek, insan olmanın bir gereğidir. İyiliği yaşayıp da onun tam olarak sahibi olamamış olan ise, aslında içerisinde yer aldığı güzelliğin sahibi değildir. Çünkü onun eldesinde en ufak bir emeği geçmemiştir. İnsan akıl ile vardır. Ve hayata ancak aklı ile verdiği tepkilerde gerçekten iyi olabilir. Akılsızlığı ise aslında onun kötülüğünün bir ifadesidir. Üstelik bunun için onun yaşadığı ortam ya da toplumun hiçbir önemi yoktur.