ADALETİN BİLGİSİ

 

Doğru olanın gerçekliği, delillerinin varlığıyla pekişir. Delilsiz bir doğru gerçekten öyle dahi olsa askıda kalmıştır. Oysaki doğruya gerçekliğini vermek gerekir. Bu onun hakkıdır. Ve dürüst bir insan için kesinlikle yapılması gereken bir görevdir. Yoksa meydan yanlış olana bırakılmış olur. Doğrunun varlığını delillerle desteklemek, aslında yanlışın da bir şekilde kötülüğünü vurgulamak demektir. Yoksa insanlar yanlışa düştüklerinde en çok doğruluğa haksızlık etmeye çalışırlar. Mesela hak olanın delillerle birlikte ortaya konması gerektiği gerçeğinden uzaklaşırlar. Böylece bir konu hakkında karar verirken delillere başvurulma gereği kalmaz. Ve artık daha kolay bir şekilde yanlış kararlar verilebilir. Her şey zannetmek üzerine kurulu olur. Böylece insanlara kolaylıkla iftira edilebilir. Zannın fazlası kabul edilemez. Zanna inanarak hareket eden insanın yanlışlığı tamir edilemez boyutlardadır. Sonuçta bilinmeyen üzerinden fikir sahibi olunamaz. Bu sebepten birilerine verilecek zararın hiçbir şekilde affı olamaz. İnsan bilgi ve delile dayanmadan hüküm verirse hataya düşer. Bu hal de doğru bir karar verse dahi aslında sadece bir tesadüfün eseridir. Ve aslında sürekliliği yoktur. Bu da onu daha da sıkıntılı yapar. Çünkü doğru kararlarıyla güvenilen, verdiği yanlış kararda çok daha fazla sıkıntı yaratabilir. Doğru bilgiye tâbidir. Yanlış bilgisizliğin bir eseridir. Bu sebepten içerisinde çok fazla zan barındırır. Ve zannederek yaptığınız bir işte, muhatabı olduğunuz insana çok büyük zararlar verebilme olasılığınız oldukça yüksektir. Bu sebepten bilmek gerekir. Bilinmeyen bir konu hakkında fikir sahibi olmak aptallık, bu aptallıkla hükmetmek ise zalimliktir. Bilgi emektir. Emek harcayabilen, içinde bunun gücünü barındırabilendir. Zayıf insan, bir bilginin eldesinde gereken emeği gösteremez. Öyleyse adil olanlar hep güçlüdürler. Dolayısıyla adaleti sağlayacakların güçlülerden seçilmesi bir zorunluluktur. Yani aslında seçilim yapılırken zayıfların elenmesini gerektirecek bir sınav sistemi uygulanmalıdır. Zayıfların kârına olan seçilim, elbette ki bünyesinde sahtekârlık barındırır. Adalet ancak güçlü olanların uygulayabileceği bir tavırdır. Öyle ki o insan doğru kararlar verebilmek için gerekli delilleri elde etme emeğini harcayabilecek kadar güçlü olsun. Yoksa zayıf olanlar en fazla zannederler. Ve bununla hükmetmekte sakınca görmeyecek kadar da bilgiden ve onun insana kattığı erdemden habersizdirler. Adalet kesinlikle zayıf olanların eline bırakılamaz. Zayıfın yükselmesi yalakalıkladır. Yalakalığa itibar edenler, benzer tabiatta olanlardır. Bir insan gücü elde ediyorsa bunun emeğini mutlaka vermelidir. Zira ancak bu emek ile öğrendiği erdemde, gücünü adaletli bir şekilde kullanabilme aklına erişir. Emek harcamayan böyle bir erdemden habersizdir. O, sahip olduğu gücü hangi vasfı ile elde etmişse; yine o halini pekiştirmeye çalışarak devam ettirmeye çalışır. Bu durumda onu gücü doğruluk ve dürüstlüğün gereğinden öte, bu mevkie gelebilmek için gebe kaldıklarına olan minnet borcunu ödemeye yöneliktir. Öyleyse zaten yeterince doğru olmaya da gerek yoktur. Oysaki doğrunun kimseye torpil geçmez. Çünkü o, herkese hakkını verir. Böylece emeğe olan saygının ve inancın varlığını korumuş olur. Bu hayatta doğru kararlar verebilmek, sonuçta neye mal olursa olsun gereken bilgilerin ışığında basit bir sebep sonuç ilişkisi şeklinde gereğinin yapılması demektir. Yanlışı kimin yaptığının ya da onun ne kadar kıymetli bir insan olduğunun hiçbir önemi yoktur. Yanlış yapabiliyorsa demek ki o insan kadar da yeterince kıymetli biri değildir. Doğruluğun kararları bellidir. Ve kişilerin gerçekliklerine göre değişmez. Bu sebepten adaleti sağlayıcıların herkesten daha üstün ve üstünlüğünden ötürü de bağımsız olması şarttır. Bir insanı adaleti sağlayıcı olarak atayacaksanız, öncelikle onun ne kadar güçlü bir insan olduğuna bakmanız gerekir. Bunun haricindeki özelliklerinin bu işi yapmasına dair herhangi bir belirleyici rolü söz konusu bile olamaz. Adalet doğrunun tekelindedir. Bunun haricinde hiç kimsenin kişisel menfaati ya da kararlarının bağımlılığında gerçekleşemez. Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki, haklının hakkını savunmak insanlığın gereğidir. Haklı ancak tarafsız bir dürüstlükle anlaşılabilir. Bunun için bilgi gerekir. Bilgi, dürüst ve güçlü bir insanın elde edebilmek için emek harcayabileceği bir niteliktir. Aksi durumda şahıs ya da kuruluşların menfaatleri ön plana çıkar. Dürüst insan bildiği ile sonuca varıp, sonrasında kararlarına hiçbir şeyin etki etmesine izin vermez. Çünkü o, bir karara varırken bildiğinden ötesine itibar etmez. Çünkü onun hayatta hiç kimseye ödemesi gereken bir borcu yoktur. O, zaten haktır. Ve bunun gereği olarak haklının yanındadır.

 

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Anlamlar Yazı Dizisi
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

 

DOĞRUYU SEÇEBİLMEK

 

Bir insan gerçekten kötü insanların yaşadığı bir yerde doğmuşsa ve hayatında hiç iyi biriyle hiç karşılaşmamışsa, koşulsuz şartsız bir şekilde o da kötü olmak zorunda değildir. Eğer böyle olması gerektiğini savunan varsa, elbette ki o aslında insan aklını küçümsemektedir. Akıl, kötüye bakıp iyiyi, iyiye bakarak da kötüyü görebilir. Hayatında hiç iyilik görmemiş bir insanın iyilikten haberdar olmadığını düşünemezsiniz. Zira o kötülükten haberdar ise, elbette ki iyiliğin de farkındadır. Aynı şekilde hayatı boyunca hep iyi insanların içerisinde yaşamış birinin hiç kimseye kötülük etmeyeceğinin garantisi verilemez. İyilik de kötülük de aslında insanın içerisinde hep vardır. Çünkü insan akıl sahibidir. Akıl, hem iyiyi hem de kötüyü fark edebilme imkânı tanır. Ve sonrasında seçim yapan içimizdeki zayıflığımız ya da güçlülüğümüzdür. Zayıf ya da güçlü kalmamızda elbette ki aklımızın etkisi büyüktür. Ama asıl tehlikeli sonucu doğuran akılsızlığımızdır. Sonuçta insan kendi iyiliğine de kötülüğüne de yaşadığı toplumu bahane edemez. Çünkü eğer isterse kendi aklına uygun bir şekilde yaşayıp, içerisinde yer aldığı toplum ne olursa olsun tam tersi gibi de davranabilir. Seçim yapabilme imkânı kişinin yine kendisindedir. Aklı yaşadığı toplumun gelenekleri tarafından yönlendirilen insan, ister iyi olsun isterse de kötü aslında akılsızdır. Çünkü o, hiçbir şekilde yaşadığı hayatı sorgulayamamaktadır. Sorgu ise, akıl ile yapılan bir davranıştır. Akıllı insan hep sorgular. Sorgu, doğru olanı bulma yönündedir. Doğru olan insana hazır gelmişse kıymetsizdir. Bu sebepten de kolaylıkla ziyan edilebilir. Yani aslında zaman içerisinde yanlışlaşılabilir. Ayrıca yanlış kesin bir dayatma ile de karşınıza çıkmış olabilir. Bu sizin onu illa da kabul edeceğiniz anlamına gelmez. Yanlışa boyun eğen, onun sonuçlarında başına gelecek sıkıntılara gönüllü olandır. Öyle ki o, içine düştüğü bu acizlik ile hayatta hiçbir şeyin sahibi olamaz. Ve sürekli olarak birileri tarafından sömürülme sefilliği ile yaşar. Bu sebepten yanlış ya da kötü olana karşı çıkıp, bunun sonucunda doğru ve iyi olanı elde etmenin emeğini verebilmek gerekir. İyiliği hazır bulup onu hiç sorgulamadan yaşayan, aslında onu hiç anlamamıştır. Dolayısıyla da iyiliği içtenlikle yaşayamaz. Ve zaman içerisinde onu kolaylıkla gerçek bir kötülüğe dönüştürebilir. Çünkü iyiliği yaşamak zordur. Güçlü ve irade sahibi bir insan olmak gerekir. Buna iyiliğe sahip çıkmak da diyebiliriz. Ama iyiliğe sahip çıkabilme gücünü kendinde bulabilmek için, öncelikle ona sıkı sıkıya bağlanmak gerekir. Ve aslında iyiliği tam manası ile anlayamamış olan ona sıkı sıkıya bağlanabilme gücünü de kendinde bulamaz. İyiliğe sahip olabilmek ise, onu elde ederken gerçekten emek harcamış olmakla mümkündür. Hayatta hiç bir iyilik emeksiz bir şekilde elde edilemez. Bu sebepten size hazır gelen iyilik sizde asla tam manası ile anlam kazanamaz. Ve siz onu kendi içinizde koruyamazsınız. O illa ki zaman içerisinde değişip bir kötülüğe dönüşmek zorundadır. Bundan asla kaçamazsınız. İnsan kısa vadede daha kolay ve emeksiz olan, ama zaman geçtikçe içinden çıkılmaz sorunlara yol açan kötülüğe her zaman için daha meyillidir. Kötülük aslında bir kirlenme halidir. Yanlış olana zamanla alışma şeklidir. Her insanın başlangıcı iyidir. Kötülük bu oluşumun zaman içerisinde yok edilme mücadelesidir. İnsan kötü olana zamanla alışır. Ve onu sever. Ama artık kendisi de onun bir parçası olmuştur. Ve bu haliyle kendi kendisine zarar veren bir yapıya dönüşür. Ve bunun farkına varabilmek akıl gerektirir. Ve aslında zararın neresinden dönülse yine de kârdır. Kötülüğe alışmış bir insanın iyilikle karşılaştığı vakit, ona vereceği tepki aslında onun sahip olduğu aklın da bir ölçütü durumundadır. İyiliği reddeden, aslında kötülüğün ta kendisi olmuştur. İyiliğe dönebilen, aslında gelmiş olduğu son noktada kendisine zarar vermekten başka bir iş yapmadığını fark edebilecek kadar akıllı kalabilmiştir. Bir insanın gerçekten kötü olup olmadığını bu anlamda iyiliğe vermiş olduğu tepkiden anlayabiliriz. Eğer geri dönmüyorsa o gerçekten kötüdür. Kötülüğünü doğru olarak kabul edecek kadar da akılsızdır. Akılsızlığı onun kendini tek ve gerçek doğru olarak kabul etmesine sebep olacak kadar, yetersizleşmesine sebep olmuştur. Bu aslında bir çeşit kibirdir. Kötülüğünde ısrarcı olan insan, kesinlikle kibirlenmek zorundadır. Çünkü kibir kendini bilmemek ya da olduğundan farklı başka bir deyişle de üstün görebilmektir. Kötülüğün bir parçası olan, kendi tabiatını doğru değerlendiremeyecek kadar değer yargılarında bozulmuştur. Kötülük bir acizlik olmasına rağmen kendini bu haliyle üstün ya da gerçek varsayan, gerçekte tam manası ile kibirlenmekten başka bir şey yapmamaktadır. O, kendini bilmemektedir. Bu sebepten onu iyiliğe çeviremezsiniz. Çünkü o zaten kendini yanlış saymamaktadır. Ama baştan sona da yanlıştır. Hatta acizdir. Diğer taraftan kendini olabildiğince doğru ve üstün kabul etmektedir. Dolayısıyla aslında o, bir hayli kibirlenmektedir. Kötülüğe bulaşmış insan iyiliğe dönmüyorsa kibirlidir. Kibirli ise, aslında o kötülüğün bir parçası olmuş ve aklı başında gitmiştir. Artık onun için yapılabilecek bir şey yoktur. İyi olmak, iyiliği anlayıp sahiplenmek, bunun getirisi olan doğruluktan kesinlikle ödüm vermemek, insan olmanın bir gereğidir. İyiliği yaşayıp da onun tam olarak sahibi olamamış olan ise, aslında içerisinde yer aldığı güzelliğin sahibi değildir. Çünkü onun eldesinde en ufak bir emeği geçmemiştir. İnsan akıl ile vardır. Ve hayata ancak aklı ile verdiği tepkilerde gerçekten iyi olabilir. Akılsızlığı ise aslında onun kötülüğünün bir ifadesidir. Üstelik bunun için onun yaşadığı ortam ya da toplumun hiçbir önemi yoktur.

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Anlamlar Yazı Dizisi
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

 

GERÇEK İYİYLİK VASFI

 

İyilik, bir insana fayda vermektir. Fayda, onun bir sıkıntısını ortadan kaldırmak yönündedir. İyiliğin büyüklüğü, verdiği faydanın gerçekliğiyle orantılı olarak artar ya da azalır. Bu, o iyiliğin fayda gören kişi tarafından algılanış şeklidir. Olaya bir de iyilik yapanın tarafından bakmak gerekir. İyilik yapanın sahip olduğu üstünlük, aslında verdiği faydada gizli değildir. Önemli olan onun böyle bir iyilik yaparken kendinden ne kadar fedakârlık gösterdiğidir. Verilen fayda hep aynı olabilir. Ama çok zengin biriyle çok fakir olan aynı değerde sadaka verse, bu iyiliği eşit sayamazsınız. Sonuçta aynı miktarda yardımda bulunmuşlardır. Ama burada önemli olan gösterilen fedakârlığın büyüklüğüdür. İyilik, fayda verme eğilimidir. Ve onun gerçekleştirilme zorluğu, sahibini bu anlamda tanımlamaktadır. İyi olan, benliğinde barındırdığı bu vasfı nitelendirirken kendinden yola çıkmalıdır. Yani kendi için gerekli gördüklerini başkaları için de isteyebilmelidir. Her insan ancak gerçek manada sahip olduklarından ettiği fedakârlık ile başkalarına yaptığı yardımda, koşulsuz şartsız bir şekilde iyilik yapmış sayılır. Sonuçta hiç bir insan kendine ihanet edemez. Yani kendi için istediklerinde her zaman oldukça akıllı ve gerçekçi davranır. Dolayısıyla aslında kendiniz için istediğiniz bir şey de gerçekten gereklilik ve üstünlük görürsünüz. Eğer bu isteği başkaları için de kabul edebiliyorsanız, bu sizi tam manası ile iyi yapar. Tabi böyle bir kabulün büyük bir içtenlikle oluşması gerekir. İçtenliğin ispatında ise sizin kendiniz için var ettiğiniz üstünlüğe, başka insanları da ortak edebiliyor olmanız şarttır. İşte asıl iyilik budur. İyi insanlar hep fayda vermek isterler. Bunun için emeklerini esirgemezler. Ama gerçekten iyi olanlar, verdikleri faydada kendilerinin eksilmesini umursamazlar. Çünkü iyiliği kendi gerçekliklerinden bile daha önde tutarlar. Onlar bütün hayatların daha üstün olması için çabalarlar. Sonuçta bencil değillerdir. Bencil olmadıkları için başkalarının menfaatleriyle kendilerininkini ortak görebilirler. İyilik ederken gösterdikleri fedakârlık ile varlıklarının eksilmesini önemsemezler. Çünkü onlar güçlüdürler. Eksilmenin zaman içerisinde kolaylıkla ortadan kaldırılabileceğini bilirler. Yani çalışıp kazanarak yeniden gelişildiğinin farkındadırlar. Onlar çalışkandırlar. Emek harcayarak bir şeyler elde edebilmenin gerçekliğini benimsemişlerdir. Ve bu özelliklere sahip oldukları için, koşulsuz şartsız iyi olabilmek onlara zor gelmez. Sonuçta gerçek iyilik, en kıymetli olanından fedakârlık edebilmektir. Bu ise, en kıymetli olanından dahi daha kıymetli bir kişilikte olabilmeyi gerektirir.

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Anlamlar Yazı Dizisi
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

 

YANLIŞ VE DOĞRU

 

Yanlış, sahip olduğu kimliği; bilinir ya da bilinmez oluşuyla belirginleştirir. Yani yanlışa düşen insan, yaptığı şeyin farkında olduğu ölçüde onun sahibidir. Bilmeden yaptığınız bir yanlış, sizi gerçekten kötü saydırmaz. Bu durumda en fazla cahil ya da tecrübesiz bir insan olursunuz. Ama sonucunu bilerek işlediğiniz bir suç, sizi tereddütsüz bir şekilde kötü yapar. İnsan bilmeden hataya düşebilir. Sonra sonuçlarına bakınca yanlışının bilincine varır. Ve ondan vazgeçme gereği duyar. Ama bilerek yapılan hatanın sonuçları o insanda pişmanlık duygusu yaratmaz. Bir insan yaptığı yanlıştan pişman olmuyorsa, onu gerçek manada kötü olarak nitelendirebiliriz. Bu sebepten ilk başta yanlışı hiç tanımadan yapan o an için tam manası ile hatalı sayılmaz. Bir hatayı ilk defa yapanı, onun bir parçasıymış gibi tanımlandıramazsınız. Hata yapan, daha sonra buna verdiği tepki ile nitelendirilebilir. Hatasından pişman olur ve artık bir daha asla yinelememek yönünde ders alan doğru insandır. Ve yaptığı yanlış onu doğruya götürmüştür. Hatası ile mutlu olup bunu bir alışkanlık haline getiren ise artık gerçekten yanlış ve kötüdür. Bu durum tabi bir hatayı ilk defa yapanlar için geçerlidir. Onlar henüz yaptıkları işin tam olarak farkında değildirler. Yanlışı tanımayan aslında daha öncesinde onun tam zıttı olan doğruyu bilmemektedir. Yanlışa kolaylıkla düşmek, aslında doğru olanın tam manası ile farkında olamamaktan kaynaklanır. Doğru kendini tam tersi olan yanlışın varlığı ile tanımlar. Sonuçta yanlışın ortaya çıkardığı sonuçlara bakarak doğrunun gerçekliği belirginlik kazanır. Eğer ki doğrunun ne olduğunu tam manası ile biliyorsanız, yaptığınız yanlışta asla masum sayılmazsınız. Doğruyu gerçekten yaşayarak bilip, sonrasında yanlışa düşenin hiçbir şekilde mazereti olamaz. Kendini gerçekten doğru olarak ifade edenler vardır. Bu sebepten onların tariflerinde yer alan üstünlüklerini yalanlayacak şekildeki hataları asla kabul edilemez. Onlar artık gerçekten kirlidirler. Belki de hep kirliydiler. Sonuçta bilmeden yanlış yapan kötü sayılmaz. Ama öncesinde doğru olup da yanlışa düşenin affedilecek bir tarafı yoktur. Ve hayat insana sürekli olarak yeni doğrular öğretme telaşı şeklinde yaşanır. Çünkü yaşamak seçimler yapmaktır. Seçimler sizi doğru ya da yanlış olabilme yollarına sokar. Hayatın doğruları, içerisinde barındırdığı zorluklarla mücadele etme gereği sayesinde ortaya çıkar. Ve mücadele ile öğrenilen hayat, insana daha erdemli olma yolunu açar. Eğer hayat içerisinde mücadele etmekten vazgeçmişseniz, işin sahtekârlığına kaçarsınız. Bu da sizi yanlış bir insan yapar. Doğruyu seçmek, hep daha zordur. Çünkü kolay yoldan kazanç sağlamaya engel olur. Böylelikle kendi menfaatinizi düşünüp de başkalarına zarar vermemiş, yani yanlış yapmamış olursunuz. Hayatta ne elde ettiğiniz önemli değildir. Önemli olan ne kadar kirlenmeden yaşabiliyor oluşunuzdur. Yoksa siz zaten sahip olduğunuz şeylerin tanımlayıcısısınızdır. Ve eğer yanlış ya da kirli iseniz, sahip olduklarınız ne kadar üstün olursa olsun, onları da kendiniz gibi yanlış ve kirli yaparsınız. Çünkü onlar öncelikle size aittir. Mesela çok paranız olabilir. Ama siz kişiliksizseniz, paranızda sizin gibidir. Ve asla fayda vermez. Bu hayatta asıl önemli olan iyi bir insan olabilmektir. İyilik ayrı bir boyuttur. Ve onun en basit halleri bile, kötülüğün en üstün hallerinden daha yüce ve kalitelidir. Sonuçta insan hata yapabilir. Bu şekilde doğruyu öğrenir. Ama doğruyu bilip de hataya düşenin adı gerçek manada hem yanlış hem de kötüdür.

 

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Anlamlar Yazı Dizisi
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

DOĞRULUK VE GERÇEKLİK

 Hayatta bazı doğrular o kadar nettir ki, akıl sahibi olan herkes onlara tâbi olmak durumundadır. Yani aslına bakarsanız onarlı reddetmek için tam manası ile akılsız olmak gerekir. Mesela bunlardan bir kaçı yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, insanlara iftira atmamak, kimseye haksızlık etmemek vs.dir. Eğer siz bu tür hatalara düşüyorsanız, aklınızı belirgin bir kötülük ya da zayıflığın örtmüş olması olasıdır. Hayatta yok edilemez doğruların farkına varamayacak kadar bencilleşmiş, kibre bulaşmış ve yalana alışmış olanı doğruya çevirmek çok zordur. Bir insan gerçek manada doğruya yöneltmek için illa ki çaba harcanmalıdır. Ama o, bundan yüz çevirmişse artık onun için ısrar etmenin de bir manası yoktur. Çünkü o, gerçeği göremeyecek kadar büyük yanlışlar içerisine düşmüş olandır. Ve aslında yanlışlığı onu kötü yapmaktadır. Kötülüğü ise, onun iyi şeyler hak etmediğinin bir göstergesidir. Bu sebepten onu doğru olana çevirmek için çok büyük çabalar harcamak boşunadır. Zaten siz eğer ki onu düzeltme mücadelesine girdiniz ise, sonuçta en çok onun tarafından düşmanlık görürsünüz. Bu, ona yapmaya çalıştığınız iyiliğin karşılığı gibidir. Ve aslında onun doğru olana dönmesine sizin gücünüz yetmez. Çünkü doğruluğu fark edebilmek için öncelikle ondan az da olsa içinizde barındırıyor olmanız gerekir. Yanlış olan, hatasında ısrar ediyorsa; bu onun yanlışa olan uyumunun göstergesidir. Siz onu doğruya çekmek istersiniz. Ama aslında onun tarafından her zaman için daha fazla yanlış olarak kabul edilirsiniz. Sonuçta o sizin doğruluğunuzun farkında değildir. Çünkü o, asıl doğrunun kendisi olduğunu düşünmektedir. Yanlışta olan, kendi varlığının üstünlüğünde her zaman için doğru olan kıyasla çok daha ısrarcıdır. Ve aslında sahip oluğu yanlışlığı, en çok, bu halini koruma telaşına düşmüşken, belli eder. Yani kendine iyilikle gelene, çok büyük kötülükle karşılık verir. Ve böylelikle de ona fayda verme çabasında olanın benliğindeki iyilik hevesine zarar verebilir. İnsanları mutlaka doğru olan yola çağırmak gerekir. Ama uymuyorlarsa ısrarcı olmak hem onları daha kötü yapar, hem sizle onlar arasına düşmanlık sokar, hem de içinizdeki iyilik ve güzellik hevesinin zedelenmesine sebep olur. Sonuçta yanlışa bağlanan, doğru olanı hak etmiyordur. Bunu da en çok onu şiddetle reddederek belli eder.

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Anlamlar Yazı Dizisi
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Arama
  Ara
Aytekin Mehmet Arslan - Anlamlar Yazı Dizisi

BUGÜNKÜ KÖŞE YAZISI

ADALETİN BİLGİSİ

 

Doğru olanın gerçekliği, delillerinin varlığıyla pekişir. Delilsiz bir doğru gerçekten öyle dahi olsa askıda kalmıştır. Oysaki doğruya gerçekliğini vermek gerekir. Bu onun hakkıdır. Ve dürüst bir insan için ...

devamı....

Aytekin Mehmet Arslan- Aşk Tanımları

Aytekin Mehmet Arslan'ın Ünlemler Yazı dizisini web sitemizden takip edebilirsiniz...

http://www.aytmur.com

 

Hilal Makina Kilimleri

11 farklı ebatta Hilal makina kilimleri için web sitemizi ziyaret ediniz...

www.hilalmensucat.com

 

Aytekin Mehmet Arslan Kelebeklerin Ölümlülüğü

Kelebeklerin Ölümlülüğü-Aytekin Mehmet Arslan'ın 2. Kitabı

   Yazarın köşe yazılarını web sitemizden takip edebilirsiniz...

   www.aytmur.com

 

 

Uşak Arkeoloji Müzesi Sanal Müze Turu

Uşak Arkeoloji MüzesiUşak Arkeoloji Müzesin'de sergilenen Karun Hazineleri'ni gördünüz mü?Web sitemizden sanal olarak müzeyi gezebilirsiniz....

Sanal Müze Turu için tıklayınız...

 

 

Atatürk ve Etnografya Müzesi

Atatürk ve Etnografya MüzesiAtatürk İstiklal savaşında Yunan General Trikopis'in kılıcını bu evde teslim aldı.Uşak Atatürk ve Etnografya müzesi sanal turu için tıklayınız...

Sanal Müze Turu için tıklayınız...

 

Takvim
<September 2010>
SMTWTFS
2930311234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293012
3456789
Tag Cloud
Sayfalar