BİRİNCİ İNÖNÜ SAVAŞI: (6–11 Ocak 1921)



Yunanlılar 1920 yılı yaz aylarında ilerlemelerini sürdürdükten sonra mevzilere çekilmişlerdi. Yunanlıların birinci İnönü savaşına sebep olan saldırılarını, Yunanistan da 14 Kasım 1920’de yapılan seçimleri Kral Konstantin’in kazanmasına ve onun iktidarını sağlamlaştırmak için, batılılardan da aldığı yardımla gerçekleştirdiği görüşünde olanlar bulunmakla beraber, bunda Çerkez Ethem’in isyan ederek, düzenli Milli Ordu’dan ayrılmasının payı büyüktür.
Çerkez Ethem,1920 yılı Aralık ayında kendi başına harekete geçerek, düzenli ordudan ayrılarak ayaklanmış ve yunanlılara haber göndererek, onlarla işbirliği yapmak istediğini de bildirmişti.
İnönü savunma hattı, Eskişehir’den40 km. uzaklıktaydı. Yunanlılar 6 Ocak 1921 günü, Yenişehir ve İnegöl’den iki koldan taarruza geçtiler. Çerkez Ethem ise güneyle Kütahya dolaylarında Yunan ordusunu destekliyordu. Yunanlıların amacı Eskişehir’i ele geçirmekti. 9 Ocak’ta İnönü mevkiine gelen Yunan kuvvetleri, orada bekleyen Albay İsmet Bey emrindeki Türk ordusu ile karşılaştılar. Türk ordusunun bir kısım kuvvetleri Çerkez Ethem’e karşı gönderilmişti. Ayrıca Yunan ordusu gerek sayı ve gerekse silah bakımından Türk ordusunun iki katından fazla bir güce sahipti. 9 Ocak 1921’de başlayan kanlı çarpışmalar 11 Ocak gününe kadar devam etti. Yunan ordusu Türk ordusunun saldırısına dayanamayıp, arkasında binlerce ölü bırakarak ölü bırakarak, Bursa dolaylarındaki mevzilerine kaçmak zorunda kaldı. Güney’de de Çerkez Ethem kuvvetleri dağıtıldı, Ethem Yunanlılara sığındı. Bu düzenli savaş genç Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Ve milli ordunun ve milli hâkimiyetin içte ve dışta itibarını arttırdı, milli mücadele azmini kamçıladı. 15 Ocaktan sonra da çarpışmalar sürmüş, düşmana ağır kayıplar verdirilerek, 16 Ocak yeni bir saldırıya geçilmiş ve Yenişehir ile İnegöl geri alınmıştı.

LONDRA KONFERANSI: (21 Şubat 1921)





Türk ordularının Birinci İnönü Savaşını kazanmaları batılı ülkelerde etkisini gösterdi. İtilaf devletleri, Sevr Antlaşmasının değiştirilmesini görüşmek üzere Londra da bir konferansın toplanmasına karar verdiler. Bu konferansa Yunanlılarda katılacaktı. Osmanlı hükümeti, Ankara Hükümetine 27 Ocak 1921'de bir telgraf göndererek, İtilaf devletlerinin Osmanlı hükümetinden Londra konferansına delege istediklerini, bu delegeler arasında Ankara temsilcisinin de bulunmasının şart koşulduğu bildiriliyordu. Mustafa Kemal Paşa, buna cevap olarak, Damat Ferit Paşa'nın çekilmesi üzerine o sırada yerine geçmiş olan Tevfik Paşa'ya, Türkiye'nin kaderi hakkında söz sahibi tek meşru kuvvetin T.B.M.M olduğunu, bu sebeple Londra'da toplanacak konferansa, T.B.M.M mensuplarının gitmesi gerektiğini bildirdi. Böylece, iki ayrı heyetin Konferansa katılması zorunluluğu ortaya çıktı. İstanbul Hükümeti heyetine Sadrazam Tevfik Paşa başkanlık ediyor, Ankara adına ise Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey katılıyordu.
21 Şubat 1921'de Konferans açıldı. Konferansta ilk olarak kendisine söz verilen Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey'in okuduğu beyanname de şu şartlar yer alıyordu:

1.Türk'lerle meskûn(iskân edilmiş) yerlerin istiklallerine kavuşturulması,
2.Türkiye'nin tam bir hâkimiyete sahip olması,
3.Azınlıkların haklarının korunması,
4.Boğazlar hakkında milletlerarası bir anlaşma yapılması.

Oysa İtilaf devletleri yalnızca Sevr Antlaşmasında bazı değişiklikler yapmak istiyorlardı, yeni kararlar almayı düşünmüyorlardı. Bu sebeple Bekir Sami Bey'in teklifleri müsbet karşılanmadı.

İtilaf devletleri, Sevr Antlaşmasında şu değişiklikleri teklif ediyorlardı:

1.İzmir Türk'lere geri verilecek, fakat şehirde bir Yunan kuvveti bulunacak, düzen müttefik subayların idaresinde yerli bir jandarma kuvvetiyle sağlanacak. İzmir valisi Hıristiyan olacak ve Milletler Cemiyeti tarafından tayin edilecek.
2.Savaşa son verilecek ve Türkiye Hükümetine tekrar imtiyazlar tanınacak.
3.İstanbul Türk'lere bırakılacak.
4.Boğazlar Komisyonunun Başkanlığı Türkiye'de kalacak, Türkiye bir oy yerine iki oy kullanacak.
5.Ermenilere doğu illerinde yurt verilecek.
6.Trakya'daki nüfus yeniden incelenecek.
7.Bir Maliye Komisyonu kurulacak. Bu Maliye Komisyonunun yaptığı bütçeyi Meclis değiştirebilecek.
8.Türk'ler Sevr Antlaşmasının değişikliğini kabul ederlerse, Birleşmiş Milletler Toplumuna(cemiyeti Akvam) alınacak.

Bekir Sami Bey bu konferanstan bir sonuç alınamayacağını anlayınca geri döndü. Böylece Londra Konferansında bir sonuca varılmadı. Bekir Sami Bey bu arada 11 Mart 1921 de Fransa, İtalya ve İngiltere ile birer anlaşma imzalandı. Fakat bu anlaşmalar Mustafa Kemal Paşa tarafından uygun görülmediğinden reddedildi ve Meclis'e getirilmedi.



İKİNCİ İNÖNÜ SAVAŞI: (23–31 Mart 1921)





Londra Konferansından bir sonuç alınamayınca, Türk temsilcileri daha yolda iken, Lloyd George Yunanlılara yeniden taarruz emri verdi. Yunanlılar ise, 1.İnönü Savaşındaki yenilgilerini kapatmak, ayrıca Sevr Antlaşmasının verdiği imkânlardan vazgeçmemek için zaten hazırlıklı idiler. Yunan ordusu, Türk ordusunun üç katı bir kuvvetle, 23 Mart 1921 tarihinde üç tümenle Eskişehir'e doğru ileri harekâta geçtiler. 24 Mart'ta Dumlupınar, 25 Mart'ta Bilecik'i ele geçirdiler.

Düşman, 26 Mart 1921'de bütün gücüyle hücum etti. Adapazarı, Arifiye’yi ele geçirdiler. Ertesi günü kuvvetlerimiz karşı taarruza geçti, süngü hücumu ile düşmanı geri attı. Yunanlılar Metris tepeden ileri gidemediler. 29 Martta şiddetli bir topçu ateşinden sonra Yunanlılar tekrar taarruza geçtiler, fakat kuvvetlerimiz tarafından derhal geri püskürtüldüler. Düşman daha büyük bir kuvvetle hücum edince, kuvvetlerimiz İnönü'nün doğusuna çekildiler. 30 Martta Sakarya'nın doğusundaki düşmana hücum edildi. Yunanlılar geri çekilmeğe başladılar.

31 Mart günü Türk ordusunun, düşmanın sağ kanadına yaptığı taarruz savaşın sonucunu belli etti. Düşman binlerce ölü vermişti. Kuzeydeki Yunan kuvvetlerinin yenilgisinden sonra, güney bölgelerinde düşmanın takibi devam etti. 6 Nisan'da Afyon'a çekilen Yunanlılar, 7 Nisan'da Afyon'u boşaltmak zorunda kaldılar.7–8 Nisan 1921 gecesi Türk birlikleri Afyon'u geri aldı.

İkinci İnönü Savaşının zaferle sona ermesi, milletin umutlarını arttırdı. Her iki zaferin kazanılmasında en büyük payı olan Albay İsmet Bey'in rütbesi 31 Mart 1921'de, Tuğgeneralliğe yükseltildi.
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Tarih
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Karlofça Antlaşması, 1699

İkinci Viyana kuşatmasından sonra Avusturya,
Avusturya Cumhuriyeti ya da kısaca Avusturya, Orta Avrupa'da denize kıyısı olmayan, dokuz eyaletten oluşan bir federasyondur. Batıda Liechtenstein ve İsviçre, güneyde İtalya ve Slovenya, doğuda Macaristan ve Slovakya, kuzeyde ise Almanya ve Çek Cumhuriyeti ile komşudur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Lehistan,

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Venedik ve
Venedik, Kuzey İtalya'nın doğusunda Adriyatik denizi kıyılarında karaya 4 kilometre uzunluğunda kara ve demiryolu köprüsü ile bağlanan, yaklaşık 118 adacık üzerine kurulu bir ada şehirdir. Venedik'te adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve birbirine bağlayan 400 köprü bulunur.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Rusya'nın katılmasıyla kurulan ittifakın sürdüğü savaşlar sonunda Karlofça'da yapılan antlaşma ( 26 Ocak
26 Ocak Gregorian Takvimine göre yılın 26. günüdür. Sonraki sene için 339 gün var (Artık yıllarda 340).
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1699). Zenta yenilgisinden sonra
1699 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Osmanlı devleti barış yapmaya taraftar göründü. Bu sırada
Osmanlı Devleti, 13. yüzyıl sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine değin varlığını sürdüren Türk devleti. Anadolu'da kurulmuş, sınırları tarihi boyunca çok değişmekle birlikte en geniş döneminde bugünkü Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya ye Akdeniz'in doğusundaki adaları, Macaristan ve Rusya'nın bazı kesimlerini, Kafkasya, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır'ı, Cezayir'e kadar tüm Kuzey Afrika'yı ve Arabistan'ın bir bölümünü kapsamıştır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Fransa ile anlaşmazlık işinde bulunan Avusturya, Osmanlılar ile barış yapmak istedi. Venedik hükümeti, Avusturya'nın dileklerine boyun eğmek zorunda kaldı. Kutsal ittifakın diğer iki üyesi Lehistan ve Rusya ise, savaşı sürdürmek; bunu karşılık Avrupa meselelerinde önemli rol oynayan İngiltere ve Felemenk hükümetleri de Avrupa'da barışı kurmak istiyorlardı.
Fransa Cumhuriyeti (Fransızca:République Française) ya da kısaca Fransa, Belçika, Lüksemburg, Almanya, İsviçre, İtalya, Monako, Andorra ve İspanya ile komşu olan, Batı Avrupa'da ülke. Avrupa Birliği'nin kurucu üyesidir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Amcazade Hüseyin Paşa Osmanlı hükümetinin barış isteğini Avusturya'ya bildirdi ve
bkz. Köprülü Amcazade Hacı Hüseyin Paşa
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Erdel'deki Osmanlı haklarının korunması, bazı kalelerin yıktırılması gerektiğini ileri sürdü. Bununla birlikte Avusturyalıların Erdel üstündeki ısrarlarını kabul etmek zorunda kalan Hüseyin Paşa, diğer şartları

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
27 Ocak 1698'de,
27 Ocak Gregorian Takvimine göre yılın 27. günüdür. Sonraki sene için 338 gün var (Artık yıllarda 339).
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Edirne'de bir protokola bağladı.
Edirne Marmara Bölgesinin Trakya kısmında yer alır. Sınır kapısı, 'Bursa'nın oğlu, İstanbul'un babası' olarak vasıflandırılan ve Osmanlı Devletinin ikinci başkenti ve 'müze şehir' Edirne'nin doğusunda Kırklareli ve Tekirdağ, güneydoğusunda Çanakkale, batısında Yunanistan, kuzeybatısında Bulgaristan, güneyinde ise Ege Denizi bulunmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
23 Temmuz
23 Temmuz Gregorian Takvimine göre yılın 204. günüdür. Sonraki sene için 161 (Artık yıllarda 162) gün var
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1698'de, padişah
1698 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Mustafa II, Reisülküttap (hariciye vekili) Rama Mehmet Efendiye başmurahhas ve A. Mavrakordato Beyi, büyükelçi ve ikinci murahhas olarak görevlendirildi. Uzun görüşmelerden sonra Avusturya imparatoru Leopold I'ın teklif ettiği buluşma yeri (Karlofça kasabası) iki tarafça kabul edildi.

13-16 Kasım tarihleri arasında yapılan dört görüşme sonunda
Mustafa II (1664 - 1703), Osmanlı padişahlarının yirmi ikincisi ve İslam halifelerinin seksen yedincisi. Sultan Dördüncü Mehmed'in Rabia Gülnüş Sultandan oğlu olup 5 Haziran 1664'te İstanbul'da doğdu. Devrin alimlerinden iyi bir tahsil gördü. İkinci Ahmed'in 6 Şubat 1695'te vefatıyla tahta çıktı. Padişah olduğunda, Osmanlı Devleti on iki yıldan beri Avusturya, Lehistan, Rusya ve Venediklilerle savaşıyordu.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Macaristan sınırı çizildi. Bosna sınırında Posut'dan Brot kalesine kadar
Macaristan Orta Avrupa’da Türkiye’nin yedide biri kadar büyüklükte bir halk cumhuriyeti. Macaristan Cumhuriyeti ya da kısaca Macaristan, Avusturya, Slovakya, Ukrayna, Romanya, Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya ile komşu olan, denize kıyısı olmayan, Avrupa Birliği üyesi bir ülkedir. Orta Avrupa ile Balkanlar arasında bir ovaya yayılan Macaristan, Türk'lerin son 400 yıllık tarihinde yakın ilişkiler geliştirmiş oldukları bir ülkedir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Sava nehrinin sınır olması kabul edildi. Bununla birlikte Brot (Brod), Dobay (Debej) Yesanofçer (Jasenowaç), Dupiçe (Dubica), Kostayniçe (Kostajnica), Novi, Krüpa, Bihke kaleleri üstünde birçok münakaşe yapıldı. Nihayet Kostaniçe'nin Avusturya'da kalmasına karşılık, diğerlerinin boşaltılması kararlaştırıldı. Sınır meseleleri böylece çözümlendikten sonra, hukuki, ticari ve askeri bölümlere geçildi. Jitva (jitwa) sözleşmesi, Osmanlılarca da kabul edildi ve bu antlaşmanın 25 yıl süre ile geçerli olması kararlaştırıldı. Avusturya ile görüşmeler devam ederken diğer devletler ile de görüşmelerin tamamlanmasına çalışılıyordu. Lehistan ile
Nehir
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
22 Kasım'da başlayan görüşmeler sonunda 11 maddelik bir antlaşma yapıldı. Buna göre, Osmanlı imparatorluğu
22 Kasım Gregorian Takvimine göre yılın 326. günüdür. Sonraki sene için 39 (Artık yıllarda 40) gün var.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
'yı boşaltacak ve Ukrayna'da kurduğu "Kazak hatmanlığını ortadan kaldırarak bu topraklardan çekilecekti. Ayrıca Cemeniec kalesini tahrip edecek, Kırım akınlarının durduralacağı konusunda garanti verecek, bunlara karşı Boğdan'da Lehlilerin işgali altında bulunan Suçeva (Suczava), Roma (Romania),
Ukrayna Avrupa’da yer alan bir devlet. Kuzeyinde Beyaz Rusya, doğusunda Rusya Federasyonu, güneyinde Azak Denizi, Karadeniz, Moldavya ve Romanya, batısında Macaristan, Çek Cumhûriyeti ve Polonya yer alır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
(Nijamtzo), Soroka (Soroca) ve Kampulek kalelerini geri alacaktı. Karlofça Konferansının en uzun süren görüşmeleri Venediklilerle oldu. Ruzzini'nin Edirne mukavelenamesini tanımak istememesi üzerine, 17 Kasım'da başlayan görüşmeler uzadı. Sonunda Avusturya işe karıştı ve antlaşma maddelere bağlandı. (23 Ocak 1699)
17 Kasım Gregorian Takvimine göre yılın 321. günüdür. Sonraki sene için 44 (Artık yıllarda 45) gün var.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Tarih
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920)

1. Dünya Savaşı'nın galipleri 18 Ocak 1919'da Paris'te toplanarak savaş sonrası barışı görüşmeye başlamışlardı. Yenilen devletlerle tek tek antlaşmalar yapıyorlardı. Osmanlı Devleti hariç diğer yenilen devletlerle barış yapılmıştı. Sadece Osmanlılarla gizli anlaşmaların uygulanmaması nedeniyle çıkan  anlaşmazlık sonucu imzalanmamıştı. Büyük devletler San Remo'da 18-26 Nisan 1920'de toplanarak Osmanlı ile yapılacak barışı görüşmeye başladılar. Toplantıya gözlemci olarak katılan Tevfik Paşa taslağın devlet tasfiyesi olduğunu belirtmişti. Bu ortamda İstanbul Hükümeti bir olağanüstü kurul toplayarak (Şüray-ı Saltanat) bu barış taslağını kabul etti. Sevr'in kabul edilmesinde Yunanlıların doğu Trakya ve Batı Anadolu''da harekete geçmeleri de etkili olmuştur. Sonunda 10 Ağustos 1920'de anlaşma imzalanmıştır.

Sevr Antlaşmasının Belli Başlı Hükümleri:

1.Sınırlar

  • a. Trakya Sınırı: Çatalca hattının biraz ilerisinden geçiyordu.
  • b. Suriye Sınırı: Gaziantep, Bilecik, Urfa ve Mardin'in kuzeyinden geçiyor, bunun güneyi Suriye topraklarında kalıyordu.
  • c. Doğu Sınırı: Giresun, Erzincan, Muş, Bitlis, Van Gölü'nün doğusu Ermenilere bırakılıyordu.
  • d. Boğazlar Bölgesi: Burada askersiz bir bölge kurulacaktı. Bu bölgede askeri hareketlerde bulunmak yasaktı. Yaklaşık 20-25 km'lik saha bu bölgeye giriyordu.

    2. Arabistan ve Irak toprakları İngilizlere bırakılıyordu.

    3. İtilaf Devletleri Türkiye'de özel nüfuz bölgeleri kuruyorlardı.

    4. Barış şartları itilaf devletlerinin istediği şekilde uygulanacaktı. Aksi bir hareket olursa İstanbul elimizden alınacaktı.

    5. Mecburi askerlik kaldırılacak, jandarma subayları arasında %5 yabancı subay bulunacaktı.

    6. Kapitülasyonlar yeniden yeni kurulan devletlerde dahil bütün devletlere verilecekti.

    7. Devletlerin gelir kaynakları işgal devletlerinin işgal harcamaları ve savaş tazminatı için kullanılacaktı.

    8. İsteyen Türk uyruğu herhangi bir devletin uyruğuna geçebilecek, böylece kapitülasyonlardan yararlanacak ve vergi ödemeyeceklerdi.

    9. Boğazlar Komisyonu: Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Rusya tarafından atanacak üyelerden bir komisyon kurulacaktı ve bu komisyona hiçbir Türk giremeyecekti. Özel bayrak ve bütçeye sahip olacaktı. Komisyon; boğazlardan geçiş; fenerlerin idare ve bakımı, kılavuzluk işleriyle uğraşacaktı.

    Sevr Antlaşmasının Önemi:

  • 1. Osmanlı Devleti yok sayılmış ve yağmalanmıştır.
  • 2. Dünya Savaşı'nın galipleri Osmanlı topraklarını paylaşmışlardı.
  • 3. Azınlıklara geniş ve sonsuz haklar verilerek, Türk hakları kısıtlanmıştır.
  • 4. Osmanlı Devleti işgalcilerin kontrol ve güdümüne itilmiştir.
  • 5. Anlaşma uygulama alanı bulamamış bundan dolayı ölü doğmuş bir anlaşmadır.
  • 6. Anadolu'daki Milli Mücadele azmini hızlandırmıştır.

    Notlar:

  • Sevr Barışı, 1876 Anayasasına göre Mebuslar Meclisi tarafından onaylanması gerekiyordu. Bu tarihte Meclis kapatıldığından Sevr onaylanamadı. Bundan dolayı hukuki bir özelliği yoktur.
  • TBMM'nin büyük tepkisine neden oldu. Sevr'i kabul edenleri vatan haini olarak ilan etti.
  • Kurtuluş Savaşı sonucu Sevr geçerliliğini yitirmiş, onun yerine Lozan Zaferi kazanılmıştır.

    Sevr Barışı'nın değerlendirilmesi (Tepkiler)

    Osmanlı Devleti'nin Doğu Trakya, Boğazlar ve hatta İstanbul üzerindeki egemenliği sona ermiş Ege Bölgesi'nin yönetimi Yunanistan'a geçmiştir; burası 5 yıl sonra tümden Yunanistan'a ait olacaktır. Doğu Anadolu elden gitmiştir. Kısaca Sevr, Osmanlı Devleti'nin hayat hakkına son vermiş, Osmanlı Devleti'ni tamamen bağımlı bir hale getirmişti.

    TBMM'nin Sevr Barışı'na tepkisi çok sert olmuş, TBMM böyle bir antlaşmayı tanımadığını ilan etmiştir. Ayrıca Sevr'i imzalayanları da vatan haini saymıştır. Bu antlaşma Anadolu genelinde ulusal bilincin artmasına neden olmuştur.

    Bunu yanında Sevr'in diğer bir özelliği, yürürlüğe girmemesidir. Aynı Ayastefanos Antlaşması'nda olduğu gibi. Çünkü bir antlaşmanın yürürlüğe girmesi Parlamento'nun onayına bağlıydı. Osmanlı Parlamentosu dağılmıştı. Bundan dolayı Sevr Osmanlı Hukuku açısından da geçersizdir.

  • Etiketler : Etiket Yok
    Kategoriler : Tarih
    Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
    Ankara Savaşı Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid ile
    Yıldırım Bayezid 1360 yılında Edirne'de doğdu. Babası Murad Hüdavendigar, annesi Gülçiçek Hatundur. Gülçiçek Hatun Rum'dur. Yıldırım Bayezid yuvarlak yüzlü, beyaz tenli, koç burunlu, ela gözlü, kumral saçlı, sık sakallı ve geniş omuzluydu. Girdiği savaşlarda gösterdiği cesaretten dolayı ona 'Yıldırım' lakabı takılmıştı.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    Timur Hanın
    Timur (1336 - 14 Şubat 1405) 1336'da Keş'de (Özbeksitan topraklarındaki Semarknad'ın 50 mil güneyindedir.) doğdu. Türkler kendisine, Aksak Timur derlerdi (Sol ayağı doğuştan sakat olduğu için). Barlas aşiretinin liderlerinden Emir Turagay ile Tekina Hatunun oğluydu.
    ...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
    1402 yılında Ankara’da yaptıkları savaş.

    Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid Han, Anadolu beyliklerini hakimiyeti altına aldığı zaman bu ülkelerin beyleri, o zaman batıya doğru gelmekte olan Timur Han’a sığınmışlardı. Ayrıca Timur’dan kaçan Karakoyunlu Hükümdarı Kara Yusuf ile Tebriz hükümdarı Ahmed Celayiri de, Yıldırım’a iltica etmişti. Bu beyler her iki Türk sultanını birbiri aleyhine kışkırtıyorlardı. Neticede bu kışkırtma ve tahrikler, sünni iki Türk hükümdarını Ankara’nın Çubuk Ovasında karşı karşıya getirdi.

    Osmanlı sultanının güç ve kuvvetini iyi bilen, Maveraünnehr’deki en kudretli ve zırhlarla mücehhez kuvvetlerini getiren Timur’un ordusu yüz altmış bin idi. Ayrıca 32 fili vardı. Buna karşılık Osmanlı ordusunun mevcudu yetmiş bin idi. Timur’un kuvvetleri adedce Osmanlılardan çok fazla olduğu için, Yıldırım Bayezid Han ordu kumandanlarına muvaffak olmak için fedakarane gayrette bulunmalarını söyledi.

    Osmanlı ordusunun merkezinde padişah ve vezir-i azam ile şehzadeleri Mustafa, Musa ve İsa çelebiler bulunuyorlardı. Sağ kolda Anadolu kuvvetleri, Kara Tatarlar ve onların sağında okçular, sol kolda Rumeli kuvvetleri ve Sırp birlikleri ile ihtiyatta Amasya sancak beyi Şehzade Mehmed’in kuvvetleri yer alıyordu. Timur’un ordusunun sağ kanadında iki oğlu Miranşah ve Emirzade Mehmed ve emirler, merkezde hükümdarın kendisi, sol kanatta ise diğer iki oğlu Şahruh Bahadır ve Halil Sultan ile diğer emirler yer almışlardı.

    Savaş Timur ordusunun saldırısıyla başladı. Başlangıçta savaşta üstün görünen taraf Osmanlılardı. Bilhassa yeniçeriler ile Osmanlı sağ kolunda timarlı sipahilerin üstün gayretleri üzerine Timur Han bu mevkilere tekrar kuvvetler sevketti. Ancak bu sırada Osmanlı ordusu iki ihanet ile karşı karşıya kaldı. Sol kolda yer alan ve daha önceden Timur’la anlaşan Kara Tatarlar, Osmanlı kuvvetlerini arkadan vurmaya başladılar. Sağ koldaki bir kısım timarlı sipahiler de bu sırada Timur’un ordusunda çarpışan beylerini görerek karşı saflarda yer aldılar. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı ordusunun sağ ve sol kanadı çöktü. Şehzade Süleyman, Çelebi Mehmed ve Sırp despotu kuvvetlerini toplayarak geri çekilmeye başladı. Yanındaki şehzadeleri ve yeniçerilerle akşama kadar muharebeye devam eden Yıldırım Bayezid ise, çekilmeye çalışırken esir düştü.

    Timur Han, kendisini iyi karşıladı ve tesellide bulundu. Bir Osmanlı padişahına yaraşır şekilde, izzet ve ikram eyledi. Ancak esaret zilletini çekemeyen Yıldırım Bayezid Han, kederinden ve nefes darlığından, 44 yaşında vefat etti(l403). Kabri Bursa’dadır. Timur Han, ölüm haberini alınca “Yazık oldu, büyük bir mücahidi kaybettik.” dedi.

    Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
    Etiketler : Etiket Yok
    Kategoriler : Tarih
    Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
    Yediuyurlar Efsanesi

    On binlerce yıllık insan beşiği Anadolu'nun, Tarsus yöresinde Dakyanus adında oldukça uyanık, kurnaz, düzenbaz ve acımasız bir kral yaşarmış. Dakyanus, sarayında her an hazır beklettiği kahin, astrolog, ve büyücülerinin yardımıyla, küçüklü büyüklü, kurnazca hileler ve oyunlar oynayıp cahil ve korkak halkını korkutarak hükümdarlığını devam ettiriyormuş. Zamanla oynadığı bu oyunlara kendisi de inanarak gerçekten de bir tanrı olduğunu düşünmeye başlamış. Dakyanus, sarayının dört bir tarafına putlar diktirmiş ve halkının onlara tapmasını, tanrıların onları koruması için de putların önünde hazırlanan sunaklara gelirlerinin en az üçte ikisini bırakmalarını emretmiş. Aksi takdirde tanrıların insanlara çok kızacaklarını ve onların gazaplarını da hiç kimsenin durduramayacağını söyleyip korkutmuş onları. Zavallı cahil halk da bu söylenenlere inanıp tüm kazançlarını hazırlanan sunaklara bırakıp tanrıların kendilerine kızmasını önlemek için sadakat yarışına girmiş. Bütün bu olan biten sonucunda her gün daha da zenginleşen Dakyanus gücüne güç katmaya devam etmiş. Zalim kral Dakyanus'un Mernuş, Sezenuş, Debernuş, Yemliha, Makselmine ve Meslina isimli altı yardımcısı varmış. Dakyanus onlara çok güvenir, her konuda akıl danışıp bütün sırlarını da anlatırmış yardımcılarına. Zamanla bu altı yardımcısı da Dakyanus'un göz kamaştıran zenginliğinden ve gücünden etkilenerek halka söyledikleri yalanlara inanıp onun bir tanrı olduğuna inanmaya başlamışlar.


    Günlerden birgün Tarsus büyük bir düşman saldırısına uğramış. Görkemli Tarsus şehri tamamen istila edilip, yağmalanmış. Kurnaz Dakyanus durumun vahametini görünce hiç düşünmeden istilacı düşmanlarıyla anlaşma yoluna giderek hem canını hem de krallığını kurtarmış. Kurnaz kral halkına ve insanlarına bu durumu anlatırken de işin içinden kendisini sıyırmaya çalışmış. Onlara şöyle demiş Zalim ve Kurnaz Dakyanus; “Bakın bu şeytan güçleri karşısında hangi insan durabilirdi. Elbette ki hiç kimse. Ama krallığımızın büyük ve ulu tanrılarının gücüyle hepimiz canımızı kurtardık. Bu büyük ve belalı sınavdan sonra hâlâ tanrılarımızın gücüne inanmayan var mı aranızda?” Yoksul ve cahil halk yaşadıkları dehşetten sonra canlarını kurtarmış olmanın rahatlığıyla hak vermiş kurnaz kralın söylediklerine. Ancak kralın en güvendiği altı danışmanından biri olan Yemliha, kralın söylediklerine hiç inanmış. Ve arkadaşlarıyla bir toplantı yapmışlar kendi aralarında. Cesur ve akıllı Yemliha şöyle demiş arkadaşlarına; “Şu kralın dediklerine hanginiz inandınız? Güzel ülkemiz saldırgan düşmanlar tarafından yağmalanırken, insanlarımız öldürülürken neredeydi şu büyük ve güçlü tanrılar? Onlar kendilerini bile korumaktan aciz taş parçaları. Bu gerçeği görmediniz mi artık? Bu şarlatanlığa bir son vermenin zamanı gelmedi mi sizce? Çevrenize bakın bir... Güneşi kim doğuruyor hergün? Bizi ısıtan ve üşüten güç kimdir? Bu doğa kimin eseridir? Bunları küçük bir düşman saldırısından bile kendini korumaktan aciz Dakyanus ve heykelleri mi yaptı? Hayır! Bu bana hiç de inandırıcı gelmiyor. Gelin bir olup bu şarlatanın maskesini düşürelim artık.”


    Diğer arkadaşları cesur ve akıllı Yemliha'nın bu sözlerine hak vermişler ve kralın maskesini düşürmek için hep beraber çalışmaya karar vermişler. Ancak zalim ve kurnaz Dakyanus'un her yerde, herkesi dinleyen ajanlarından biri de o gün danışmanların toplantısını dinliyormuş gizlice. Bütün duyduklarını hemen krala aktarmış tabii ki. Dakyanus hemen altı danışmanını da huzuruna çağırtmış. Onlara olan bitenden haberdar olduğunu söylemiş. Ancak en güvendiği ve bütün sırlarını paylaştığı bu altı adamı bir anda yok etmeyi de göze alamamış. Bu yüzden onlara iyice düşünüp kendisine tekrar sadakatle hizmet etmeleri için zaman tanıyacağını söylemiş. Danışmanlar kralın huzurundan ayrıldıktan sonra akıllı Yemliha arkadaşlarına şöyle demiş; “Arkadaşlar, hepimiz Dakyanus'u iyi tanıyoruz. Bu saatten sonra o bizi yaşatmaz. Şimdi kendisine güvenemediği için bize bir şey yapmıyor ama uygun zamanı yakaladığında hepimizi ortadan kaldıracağına hiç şüphe yok. En iyisi biz bir an önce Tarsus'u terk edip başka bir yere gidelim. Orada gücümüzü birleştirip iyice güçlendikten sonra yeniden buraya geliriz. Diğer arkadaşları da Yemliha'ya hak vermişler. Yanlarına yol için gerekli malzemeyi aldıktan sonra hep birlikte gizlice yola çıkmışlar. Tarsus'tan iyice uzaklaşan altı arkadaş yolda sürüsünü otlatan bir çobana rastlamışlar. Çoban gördüğü bu altı yabancıya büyük bir konukseverlik göstermiş ve onları çok güzel bir şekilde ağırlamış. Çobanın iyi niyetinden etkilenen altı arkadaş başlarından geçenleri çobana da anlatmışlar.


    Bütün olup biteni dinleyen çoban misafirlerine içten bir gülümsemeyle karşılık vermiş ve demiş ki; “Arkadaşlar hiç şüphe yok ki siz en doğru olanı yaptınız. Güneşe bir bakın hele. Nasıl da yavaş yavaş gösteriyor yüzünü dağların ardından. Sıcaklığı ve aydınlığı nasıl da sarıyor şu dünyamızı. Şu tarladaki günebakanlara bir bakın hele. Güneşle birlikte nasıl da başlarını gökyüzüne çeviriyorlar. Akşamın karanlığında da tekrar önlerine eğiyorlar. Bu nasıl bir mucizedir. Bütün bunları yapan bir güç mutlaka var. Bu güç ne Dakyanus olabilir ne de onun taştan yapılmış putları...” Çobanın bu sözleri altı arkadaşı verdikleri karar konusunda daha da cesaretlendirmiş. Çoban da onlara katılmaya karar vermiş. Yanlarına çobanın Kıtmir adlı köpeğine de alıp tekrar yola düşmüşler. Bütün gün hiç durmadan yürümüşler. Akşam olup karanlık bastığında dağlarda rastladıkları ve saklanmaya müsait Yencelüs isimli mağaraya girmişler. Hâlâ yaşadıkları ve sığınacak bir yer bulabildikleri için şükredip uyumaya çekilmişler. İlk uyanan akıllı Yemliha olmuş. Arkadaşları da sırayla derin uykularından uyanmışlar. Şaşkınlık içerisinde birbirlerinin yüzlerine bakıyorlarmış. Hepsinin saçı sakalı iyice uzamış, birbirine dolanmış haldeymiş. “biz ne kadar uyuduk ki” diye sormuş içlerinden biri. Bir diğeri “bana sanki bir gün ya da daha az gibi geldi” diye cevap vermiş. Durumlarına çok şaşırmışlar ama bir anlam da verememişler. Karınlarının iyice acıktığını hissettikleri için Yemliha'nın gizlice şehre gitmesine ve yiyecek bir şeyler almasına karar vermişler.


    Yemliha bu haliyle kendisini kimsenin tanıyamayacağını düşünerek şehre doğru yola koyulmuş. Şehre vardığında gözlerine inanamamış. Her şey baştan sona değişmiş durumdaymış. İnsanlar, evler, caddeler, herşey. Hiç biri kendilerinin bıraktığı gibi değilmiş. “Bir gecede bu kadar büyük bir değişiklik nasıl olur diye şaşırmış” Yemliha. Gördüğü ilk fırının önünde durup içeri girmiş. Cebinden çıkardığı Dakyanus altınını fırıncıya uzatıp ekmek istemiş. Yemliha'nın elindeki Dakyanus altınını gören fırıncı hemen koluna yapışmış Yemliha'nın. “Sen bu altını nereden buldun” Çabuk söyle. Yoksa hısızlık mı yaptın, gömü mü buldun” Diye arka arkaya sorular sormaya başlamış. Yemliha ne olduğunu anlamaya çalışırken fırındaki diğer müşteriler de işe karışmış ve hep birlikte şehrin mahkemesinin yolunu tutmuşlar. Mahkemedeki yargıç fırıncının elindeki altına bakıp Yemliha'ya “Bu 309 yıl önce yaşamış kral Dakyanus'un parası. Bu altını nereden buldun” diye sormuş. Yemliha yargıcın sorusu üzerine mağarada tam 309 yıl uyuduklarının farkına varmış. Bunu yargıca söylese inanmayacağını düşünmüş mağaradaki arkadaşları da aklına gelince doğruyu söylemenin kendisi ve arkadaşları için hiç de iyi olmayacağına karar vermiş. Ve yargıca “Evimden” diye cevap vermiş. “Yargıç evin nerede” diye sorunca da, arkadaşları geceyi geçirdikleri mağaranın ismini söylemiş. Yargıç askerleri çağırmış hemen ve demiş ki” Bu adamı alın ve söylediği yere gidin. Eğere söyledikleri doğruysa sorun yok. Yok eğer yalan söylüyorsa hemen buraya getirin de cezasını verelim”


    Yargıcın bu kararından sonra askerler Yemliha'yı yanlarına alıp mağaraya doğru yola çıkmışlar. Mağaranın önüne geldiklerinde Yemliha askerlere şöyle demiş; “Siz burada bekleyin. İçerideki arkadaşların aniden karşılarında sizi görürlerse korkup çıkmayabilirler. Ben gidip onları alıp geleyim”Askerler mağaranın önünde beklerken Yemliha da mağaraya girmiş. Arkadaşlarını mağaranın derinliklerinde kendisini beklerken bulmuş. Onlara başından geçenleri bütün ayrıntısıyla anlatmış ve demiş ki; “Arkadaşlar şimdi mağaranın girişinde askerler bizi bekliyor. Kararı siz verin artık, çıkalım mı yoksa burada mı kalalım”İçlerinden birisi söz almış ve şöyle demiş; “Bu saatten sonra insanların içine karışmak hiç de hayrımıza değil. Sevdiklerimizden hiç biri hayatta değildir şimdi. Bir de yeni yaşamın nasıl bir şey olduğu hakkında hiç birimizin fikri yok. Madem bizi yaratan, bizi burada tam 309 yıl uyutmuş bence bizim için en hayırlısı buradan hiç çıkmamaktır. Sen hepimiz adına dua et de yüce yaratıcı bizi burada 309 yıl sakladığı gibi sır etsin” diğerleri de bu görüşe katılmışlar. Yemliha arkadaşlarının ortak kararı ile yüce Yaradana dua edip kendilerini sır etmesini istemiş. Hepsi de duanın ardından içtenlikle amin demişler...Dışarıda bekleyen askerler içerinden uzun süre hiç ses gelmeyince meraklanıp mağaraya girmişler. Büyük mağarayı iyice aramışlar ama kimseyi görememişler. Sadece mağaranın dibinde birbirine sokulmuş yedi kuş yavrusunu görmüşler. Büyük bir korkuya ve paniğe kapılıp hemen geri dönmüşler ve bütün olup biteni komutanlarına anlatmışlar. Çok geçmeden bu ilginç olayı bütün yöre halkı duymuş ve akın akın bu mağarayı görmeye gelmişler. Ve bu hikayede dilden dile dolaşarak “Eshabı-ı Kehf” yani Yedi Uyurlar olarak günümüze kadar gelmiş.
    Etiketler : Etiket Yok
    Kategoriler : islam ve hayat
    Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
    Arama
      Ara
    Aytekin Mehmet Arslan - Anlamlar Yazı Dizisi

    BUGÜNKÜ KÖŞE YAZISI
    ADALETLİ OLABİLMEK

    Doğruluğa gerçekten inanan, adaletin kaçınılmaz bir sonuç olduğunu bilir. Adaletin kaçınılmazlığı, onun eninde sonunda kendi gerçekliğine kavuşacağının ispatıdır. Adalet kendi gerçekliğine...

    devamı....

    Aytekin Mehmet Arslan- Aşk Tanımları

    Aytekin Mehmet Arslan'ın Ünlemler Yazı dizisini web sitemizden takip edebilirsiniz...

    http://www.aytmur.com

     

    Hilal Makina Kilimleri

    11 farklı ebatta Hilal makina kilimleri için web sitemizi ziyaret ediniz...

    www.hilalmensucat.com

     

    Aytekin Mehmet Arslan Kelebeklerin Ölümlülüğü

    Kelebeklerin Ölümlülüğü-Aytekin Mehmet Arslan'ın 2. Kitabı

       Yazarın köşe yazılarını web sitemizden takip edebilirsiniz...

       www.aytmur.com

     

     

    Uşak Arkeoloji Müzesi Sanal Müze Turu

    Uşak Arkeoloji MüzesiUşak Arkeoloji Müzesin'de sergilenen Karun Hazineleri'ni gördünüz mü?Web sitemizden sanal olarak müzeyi gezebilirsiniz....

    Sanal Müze Turu için tıklayınız...

     

     

    Atatürk ve Etnografya Müzesi

    Atatürk ve Etnografya MüzesiAtatürk İstiklal savaşında Yunan General Trikopis'in kılıcını bu evde teslim aldı.Uşak Atatürk ve Etnografya müzesi sanal turu için tıklayınız...

    Sanal Müze Turu için tıklayınız...

     

    Takvim
    <August 2010>
    SMTWTFS
    25262728293031
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    2930311234
    Tag Cloud
    Sayfalar